Corantina günlükleri.

Bu gün sizinle farklı bir konuda yazışmak, konuşmak istiyorum. Biliyorum, insan kendi açmazları çevresinde dönüp, durur. İnsan hayalleri kadar genişler ve içinde ki hislere göre hareket eder.

Bir gerçek var ortada.

Hepimizin morale ve biraz da güzel bir hayallere ihtiyacı var.

Çünkü minnacık bir virüs bütün dünyayı adeta eve kapattı. Şimdiye kadar olmayan bir şey oldu. Virüs bir anda, hem de inanılmaz bir hızla insanların arasından dünyaya yayıldı.

En korkunç olanı ise virüsün kimin bedeninde olduğunun bilinmemesi.

Oranların dili ürkütücü.

Onları yazmayacağım. Zaten an be an, insanlar rakamları takip ediyor.

Tekrar edip, moral bozmaya gerek yok.

Bu gün dünya genelinde eve kapanma yöntemi öne çıkmış durumda.

Dolayısıyla eve kapanma üzerinden bir beyin jimnastiği geliştirmek gerekiyor.

Bilim virüse karşı en önemli mücadelenin temizlik ve hijyen meselesi olduğunu açıkça vurgu yapıyor.

Yani yüksek güvenlikli siteler, pahalı parfümler, bir yığın güzellik kozmeği virüsü durdurmuyor.

Sadece suya sabuna dokunmak ve elleri sık sık yıkamak hızını kesiyormuş. Kasis gibi, son hızla yol alıp, kasise çarpan araç misali.

Bir yerden duymuştum. El  yüz yıkamak strese de iyi geliyormuş.

Neyse biz konumumuza dönelim.

Evde hapisiz. Artık 65 yaş üzeri olanlara sokak da yasak.

Bu önlemlerin işe yarayıp, yaramadığını iki üç hafta sonra göreceğiz.

Dikkat ederseniz ne yaparsam, yapayım mesele coranavirüs eksenine dönüyor.

Oysa bu sabah müthiş bir bahar güneşi vardı dışarıda. Evin oturma odasında güneşi görüyorum. Abartmanlar arasından odama kadar geliyor.

Hoş bir durum. Bahar güneşi ne yakıcıdır, ne de kış güneşi gibi yalancıdır.

Kararında ve harika bir ışık seremonisidir.

Bu seremoni kelimesinin ne anlama geldiğini de tam anlamıyla bilmiyorum. Hangi dildedir onu da bilmiyorum. Kulağıma hoş geliyor, bu nedenle üzerimde ki sihri bozmadan kullanmaya devam edeceğim. Umarım anlamı olumsuzluk çağrıştırmaz.

Böyle bir şey varsa da affedin, ben ışığın içimize aktığı o güzel anları vurgulamak için yazıyorum

Bahar demişken, buraya not düşeyim. Ben her bahar romantik bir şair olurum. Kağıtlara, kitap aralarına kısa şiirler, yürekten gelen duygu dolu sözcükler yazar, dururum.Kaskatı siyasal ortamlarda bile bahar kokan şiirler yazardım.

Sonra yaza doğru yazdıklarım orda burda kendiliğinden kaybolur, elde hiçbir şiir kalmazdı. Çünkü ben şair değilim. Şiir okumuşluğum bile azdır.

Şiir yüreğime işlemesine rağmen, düz yazı hep tercihim olmuştur.

Şiir yazdığım dönemler ise bahar tadında olan zamanlardır. Ağaçların çiçeklendiği, toprağın uyandığı, yeryüzünün yeşillendiği dönemdir.

Bu baharı dört gözle bekliyordum.

Neler neler tasarlamıştım oysa.

Ama şimdi durum biraz farklı. Dışarıda deli dolu bir bahar, biz ise dört duvar arasında mahpusa dönen hayattayız.

İyi tarafı da var.

Kitap okuma alışkanlığımız gelişti.

Ciddiyim, üç beş gün içinde bayağı alışkanlığımız değişti.

Korku insana neler yaptırıyor, neler?

Bahar gelmiş neyime.

Şaka yav. Hemen pes etmek yok.

Bahar deli dolu, deli dolu yaşamak lazım. İçeriye çekmek, içeriyi bahara dönüştürmek lazım.

Tadımız bahar tadında değil, biliyorum. Elde değil, insan içerde zoraki kalınca hayal kuramıyor,şiir yazası gelmiyor.

Ama bahar, bahardır.

Mutlaka bir etkisi vardır.

Niye olmasın?

Baharın mest edici havasına girmek iyidir.

Bahar aydınlığında bir yaşamı düşlemek, hayallerinin sınırlarını genişletmek için paha biçilmez bir zaman dilimi.

Hem de herkesin kendi içine düştüğü bir zamanda bunu yapmak belki de daha bir önemli.

Herkes güneşe dönmeli bence. Penceresinden güneşi kucaklamalı.

Göremiyorsa, görebileceği bir pencereye çıkmalı, güneşi hayal etmeli.

O da yoksa, içinde bir güneş çizmeli.

İçini ısıtan, ışığıyla aydınlatan bir güneş çizmeli elleriyle, yüreğiyle de büyütmeli.

Bu güneş meselesini küçümsemeyin.

Güneş kararırsa, her şey biter. Her şeyin bitmediği zamanlardayız.

Sonuç olarak bu gün kalem ve kağıda dokunun, tıpkı sabun ve suya dokunduğunuz gibi.

İçinizden ne geliyorsa yazın, içinizden bağırın, bağırdıklarınızı kağıda aktarın.

İsyanda mısınız?

İsyanınızı yazın.

Bu bilgisayar da olabilir ama bilgisayarın duygudan yoksun bir alet olduğunu unutmayın. Kağıt öyle olmaz, duygusu vardır.

Çünkü o her zaman canlılığını korur, hiçbir zaman ölmez, canlılık belirtisi gösterir.

Bu nedenle kâğıdı tercih edin bence.

Göreceksiniz baharın güzel renkleri kendiliğinden kağıdınıza akacak, güneş içinizi ısıtacak.

Ve belki bir şiir kendiliğinden dile gelecek ve tarihe not olarak düşecek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s