İnsan yaşadığı sürece arkasında bir takım izler bırakır. Kimisinin izi, karda oluşan iz gibidir, hava ısındı mı kısa sürede yok olur. Kimisinin de izi yıllarca taşa kazınmış bir kitabe gibi durur, asırlarca yerinde kalır, varlığını korur. Kara yazılan, taşa işlenen izler dışında,  bazı izler vardır ki sese kazınır, sesle yaşar, sesle geleceğe aktarılır. Gönüllerde yaşar, unutulmaz, zihinlere kazınır. Nesilden nesile sesle aktarılır ve dil döndükçe varlığını sürdürür.

Kürtler bu sesli izleri taşıyanlara dengbej der. Bir nevi kültür taşıyıcı olan dengbejler hayatın bütün yönlerini sesin sihirli namelerine yükleyerek, geleceğe aktarır.

Asırlardır durum böyledir. Söz, söz ustaları olan dengbejler tarafından dokunaklı makamlarda söylenir. Ne ses sistemine ihtiyaç vardır, ne notaya, ne de özel kıyafetlere, törensel anlara. Her şey doğal seyrinde yaşanır ve hayatın içinde varlığını korur.

Çünkü dengbejlik hayatın bütün yönlerini ele alır, aşkı yüreğe nakşeder,  ağıtları zihinlere gömer, yiğitlik namelerini dilden dile aktarır.

Dengbejlik geleneğini yazılarında işleyen Mehmet Uzun ”Dengbêj sesi kelam, kelamı kılam, türkü haline getirendir. Tıpkı yazılı edebiyatın ilk Homeros’u gibi.” der.

Evdalê Zeynıkê, Şakıro, Susika Simo, Karapetê Xaço ve Seyitxanê Boyaxçi ve adı sanı duyulmayan  yüzlerce kişi dengbejlik geleneğini yaşatarak, tarihsel mirası dilden dile aktararak, bu kadim geleneğin yaşamasını sağladılar.

Bu en eski sanat, insanın işaret dilinden sonra sesi keşfettiğinde hayatlarına girdi ve insanlar yazıyı bulduktan sonra yazılı eserler vermeye başlasalar da, dengbejlik özellikle Mezopotamya’da varlığını sürdürdü.. Binlerce yıllık bir mirasın üzerinde yaşamaya devam etti. Yani yazılı kültürün bağrında dengbejlik varlığını sürdürdü. Bunun siyasal nedenleri olsa da, söz kültürel bir rahim olma özelliğini hiç kaybetmedi. Özellikle de Kürtler için.

Tarih yazıya dönerken, Mezopotamya dengbejlik geleneğini sürdürdü.

Kürt Dilinin yasaklara maruz kalması da işin tuzu biberi oldu, dengbejlik geleneğinin yaşamasına, gelişmesine, sürmesine yardım yataklık etti. Geçmişte ve bu gün hiçbir  dengbej eserini yazarak söylemedi, zihinde uzun süre demlenen olaylar spontane söylenmeye başlanır ve belli bir şekil alır. Bunlara şiir demek mümkündür bence. Bu okuma yazma bilmeyen ama en az bir Homeros kadar etkili söz ustalarından birisi de Seyitxan Boyağçı’dır.

Zihinlerde, kulaklarda, yüreklerde buruk bir iz bırakan Seyitxanê Boyaxçi  mevsimin en sıcak, en kavurucu gününde, 7 Temmuz 2020 ‘de  hayatının son kılamını söyledikten sonra hayata veda etti.

Ölüm döşeğinde bile Têlli adlı destansı aşkı dile getiren, elinde ki tespihi bir ömür düşürmeyen Xalê Seyitxan Boyaxçi yokluk içinde ki hayatını noktalasa da, ölüm haberi kısa sürede bir çok basın yayın kuruluşunda haber konusu oldu. Söz ustası,  Xalê Seyitxanê Boyaxçi ve Diyarbakır’lıların deyimi ile “Bûlbûlê Amedê”bir süredir  felç  olduğu için evinde tedavi olmaya çalışıyordu. Enfeksiyon bütün vücudunu sardığı için de tedavi süreci zorlu ve pahalıydı.  Yaşlılığından kaynaklı rahatsızlıkları da enfeksiyona bağlı rahatsızlığa eklenince, evinde yatağında kılam söyleyerek ölümü bekledi demek belki de daha doğru olur.

Bu nedenle Xalê Seyitxanê  Boyaxçi  geride silinmez bir iz bırakarak, yatağında ebediyete göçtü. Diyarbakır’ın Ergani İlçesine bağlı  Lexeri Köyünda başlayan sürüveni, son nefesini verdiği Diyarbakır’da  son bulduğunda 87 yaşındaydı.

Nur içinde uyusun.

Ne malı, ne mülkü, ne de sahip olduğu bir tahtı vardı yaşarken.

Yoksulluğu sermayesi, sesi yaşam hazinesiydi.

Her ikisini de bir ömür üzerinden atmadı, sım sıkı sarılarak, hayatını sürdürdü.

Daha çocuk yaşlarda duyduğu her şeyi zihnine kaydetti, ağıtlarla büyüdü, kılamlar topladı yaralı yüreğini dağlayarak, hayata tutundu.

Xalê Seyitxan doğduğunda takvim yaprakları 1933 yılını gösteriyordu, doğduktan 2 yıl sonra annesini kaybetti.. Bocaladı, annesizliğin bütün sancılarını yaşarken, 4 yaşına geldiğinde bu kez babasını  kaybetti. Anne baba ölünce hem öksüz, hem de yetim kaldı. Artık dengbej olmak için bütün koşullara sahipti. Yaralı bir yüreği, paramparça olmuş bir hayatı ancak dengbejler kaldırabilirdi.

O da öyle yaptı, Yedi yaşına geldiğinde, annesinin izinde yürüdü. Kendi ifadesiyle annesi de bir dengbejdı… Her ne kadar hakkında bir bilgi olmasa da, kendi ağzında  annesinin de bir dengbej olduğunu sık sık söyler.

Kardeşleriyle ortada kalan Seyitxan’ı amcası sahiplenmek zorunda kalır.   Seyitxan küçük yaşta amcasının davarlarına çobanlık yapmaya başlar. Çok zor şartlarda anne baba olmadan 15 yaşına kadar köyde amcasının yanında kalır. Ev işlerini görür,  hayvanlarına çoban olur. Ama amcasının baskılarına dayanamaz, amcasının evini,  kendi evi olarak belleyemez ve 15 yaşında Diyarbakır’da ki hâlasının yanına kaçar ve bir daha köye dönmez…

Daha küçük yaşta yaşadığı ağır travmaların etkisiyle içinde biriken duyguları dışa vurmaya, ağıtsal kilamlar söylemeye başladığında yedi yaşındadır. Çevrede söylenen kılamları ezberler, ağıtları derler  ve zihnine kaydeder..

Bütün bunları 15 yaşına kadar sürdü ve kendi başına kaldığında söylenmeye, uzun uzun ağıtlar yakmaya devam etti. Çobanlığı sırasında da ustalaştı ve daha köydeyken sesi dikkatlerden kaçmadı.

Diyarbakır’a geldiğinde, henüz 15 yaşında bir çocuktu ama onun çocukluk dönemi 4 yaşında noktalanmıştı.Çocuklar oyun oynarken, o davarda kendi başına, kurda kuşa yem olmamak için  hayat mücadelesindeydi. Bu nedenle 15 yaşında yetişkin ama çelimsiz biri olarak en zor işlerde hayata tutunmaya çalıştı.

Bir süre hamallık yaptı, meyan suyu sattı, daha bir çok iş yapsa da, asıl şanını aldığı ayakkabı boyacılığa başladı. Ve 25-30 yıla yakın bu işe devam etti. Ayakkabı boyacısı iken, belediyede temizlik işçisi olarak çalışsa da, bir süre sonra işten ayrıldı ve boyacılığa devam etti.

Sesi yanık olmasından dolayı, özellikle kılam sevenlerin tercihi haline geldi.

Artık adı Dengbej Seyitxanê Boyağçıydı.

Zor şartlarda hayata tutundu ve hâlasının desteği ve telkini ile evlendi. Evliliği süresince yedi kez baba oldu.

Seyitxan Boyağçi ayakkabı boyacılığı yaparken, aynı zamanda yüreğinde biriken ezgileri de serbest bırakır. Fırça sallarken, sesi titreyerek yükselir, acılar ilmik ilmik örülerek insanlara ulaşır. Asıl onu kitlelere tanıtan Têli  Têli adlı aşk destanı olur.. Uzun soluklu bir kılam olan Têli têli imkansız bir aşkın ağıtı olarak yıllar boyu dengbejlerin sesinden Seyitxan Boyaxçı’nın zihnine, zihninden de ses olup, Diyarbakır sokaklarına akar.

Seyitxan Boyaxçi dengbejliği annesinden alır. Kendi söylemine göre annesi de bir dengbejdi, Bu konuda yeterli bilgi olmasa da, birkaç konuşmasında annesinin dengbejliğini vurgular. Ayrıca kardeşi de bir dengbej olarak hayatını sürdürür. Kardeşiyle arasında bir fark vardır. Kardeşi ağaların dengbeji, Seyitxan ise sıradan halkın dengbeji olmayı yeğler. Oysa bir  ağanın yanında dengbej olarak kalmış olsaydı, geçimi ağaya ait olacak, ağa istediği zaman odasında misafirlerine, kendisine  kılam söyleyecekti.

Ama o içindeki kılamları serbest bırakmayı esas aldı ve köyden ayrıldı.

Ağaların  yanında dengbejlik yapan kardeşinin aksine, Seyitxan Boyağçi yaşadıklarına isyan ederek ve başkasının yanında dengbej olmayı red ederek, Diyarbakır’a sığındı.

Ve hayatı boyunca sesine bir bend koymadı, sınır tanımadı, halkının dengbeji oldu. En çok imkansız aşkları dile getirdi, acılarını, elemlerini ifade etti.

Boyacılık yaparken, kılamlarını seslendirir, müşterilerinin gönlüne dokunur ve gerçek bir dengbej olduğunu kanıtlar.  Artık herkes Seyitxan Boyaxçıyı tanır ve yerini bilir. Yıllarca Sur ilçesinde Ulu cami çevresinde boyacılık yaparak geçimini sağlayan Xalê Seyitxan artık bir dengbej olarak anıldığında 20 yaşlarındaydı.

Şakiro Diyarbakıra gelir.

Yılı tam olarak belli olmasa da, gençlik yıllarına denk gelen bir zaman diliminde, dengbejlerin piri olarak bilinen, yüz yılın en büyük nefesi olarak tanımlanan  ünlü dengbej Şakiro Diyarbakır’a gelir.  O dönemlerde Diyarbakır Sur’da dengbejlerin bir araya geldiği, zaman zaman kılamlar söylediği  Hazro’lu Mıhamed’in  kahvehane vardı.

Buranın daimi müşterileri kılam dinleyen, dengbej hayranı insanlardı.

Şakiro’nın kahveye gelip, bazı dengbejlerle birlikte divan kuracağını duyunca, Seyitxan Boyağçıyı da kahveye davet ederler.

Seyitxan Boyaxçı

“Ben kim, Şakiro kim? O Serhat’ın soğuk suyuyla büyümüş. Ben onun yanına yaklaşabilir, boy ölçebilir miyim”der, ama çevrenin ısrarlarına da dayanamaz, Şakiro’nın geldiği gün, dengbejler kahvesine gider.

Divan kurulmuştur. Kürtlerin en ağır dengbejleri buluşmuş,  şevbuhêrk* başlamıştır. Onlarca beğ, ağa, efendi ünlü dengbejleri dinlemek için kahveye gelmiştir. 

O gece bir çok dengbej söz alır, sıra genç Seyirxan’a gelince utana sıkıla başlar söyleme. Söyledikçe çoşar, çostukça söyler.Ünlü dengbej Şakir baştan aşağı Seyitxan’ı süzer ve sorar“Bu ses kimden çıkıyor? Kim söylüyor bu kılamları? Sen ufacık bir birisisin, ama sesin bir çok daha güçlü birisinin sesi gibi çıkıyor.”der.

Şakiro’nun söyledikleri Seyitxan için bir referanstır aslında. O artık dengbejlerin pirinden onay almış, bir nevi dengbejler dünyasına adım atmıştır.

Öksüz ve yetim bir çocuk olarak hayata başlamasının ağır travması ve yoksulluk bütün ömür boyunca peşini bırakmasa da, o sesini günden güne terbiye etmeyi bilir, aç susuz geçirdiği günlerde bile kılamlardan vazgeçmez.

Hayatı boyunca vazgeçmediği başka şeyler de vardı. Biri daha çocukken eline aldığı tespihi, diğeri ise içindeki siteme bir ahenk katan sessiydi.

Her ikisini de hiç bırakmadı, ölümceya kadar korudu. Ölüm döşeğinde kılam söylerken, elinde tespihi vardı.

Boyacılık yaptı, çöpçülük yaptı ama tespih sallamaktan ve kılam söylemekten hiç vaz geçmedi.

Hem de en kritik dönemlerde.

Kürtçe ıslık çalmanın, çarşı pazarda Kürtçe konuşmanın yasak olduğu zamanlarda bile kılamlarını söylemi sürdürdü.

Öldüğünde sitem doluydu, yoksuldu ama dünya genelinde ölümü haber olacak kadar tanınan birisiydi.

Son yıllarını 2007 yılında hizmete açılan Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi Dengbejler Evinde geçiren, gelenlere kılan söyleyen Xalê Seyitxan Boyaxçi acılara daha fazla dayanamayarak hayatını noktaladığında, geride yüzlerce kılam bıraktı. Sesi Diyarbakır sokaklarında, taşlarında, surlarında hala yankılanıyor, yüreklerde buruk bir sevinç olarak yaşıyor.

O da her dengbej gibi yokluk içinde öldü ve son nefesinde sitem ederek, dengbejlere sahip çıkılmasını istedi.

Gerçekten de müzik dünyası için müthiş bir kaynak olan dengbejlik geleneği, sektörü canlı tutarken, kendileri aç ve yoksul bir şekilde hayatlarını sonlandırıyor.

Son yıllarda ölen bütün degnbejler gibi, Xalê Seyitxan Boyaxçı da yoksul öldü ama sesi yedi kıta öteden duyuldu.

İşte dengbejliğin gücü buydu.

Tvitter
Fotoğraf: Muhammer Cebe
Fotoğraf: Muharrem Cebe