Fotoğraf benim için bir terapi gibi. Sıkıldığında kendimi sokaklara atar, gözüme ilişen zıt içerikli renkleri, görüntüleri fotoğraflarım. Tek kıstasım hayatın zıtlık kuralına göre kompozisyonun oluşmasıdır. Özellikle ışık ve ters ışık fotoğraf için bulunmaz bir ortam yaratır. Hele bir de ortada zıtlığı destekleyen gölgeler, yansımalar ve eşyalar varsa, fotoğraf harika olur.

Kah bakarsın Adıyaman’da bir emekçisinin sarı sıcakta, içeceği suyun bakır tasında objektifim sabitlenir, bir bakarsın gün sonunda. Belki Antep’in eski hamamlarında, zihinde kalan Antep’in Hamamları adlı türküde renkler ölümsüzleşir. Sonra hayat denilen muammanın ortasında mısır satan gençler kadrajıma girer. Mısırlar güzel, iştah kabartır ama gdo mısırın de tadını bozmuş olduğunu bir dost uyarırken, gün akşama dönüyor. Ve ben corana belasına rağmen, sokaklarda zıtlığın peşinde koşturup, duruyorum. Adana’da çiçeklenen bir tarla kenarında ya da bir köy sofrasında soluklanmak ve dostlarla zamanı kadrajımda dondurmak. Son bir kaç gün içinde spontane çektiğim bir kaç kare…