Amele Pazarlarında kayıt dışı dünyalar.

İstanbul’da  Küçüksu, Çağlayan, Aksaray, Sirkeci, Sultan Gazi, Esenyurt, Bağcılar Meydanı ve daha bir çok alan. Karaman’da Aktekke, Siverek’te Kanlıkuyu ya da Sulu Cami, Kayseri’de Kaleiçi, İzmir’de Basmane Çankaya, Kadifekale,  Urfa’da Su Meydanı,  Ankara’da Dış Kapı, Diyarbakır’da  Sur Balıkçılar, Bağlar Dörtyol, Antep’te Urfalılar Kahvesi,Tuzla’da İçmeler, Samsun’da Saathane, Adana’da Taş Köprü, Adıyaman’da Ulucami… Liste uzayıp gidiyor. İşsiz insanların sabah güneş doğmadan yolunu tuttuğu ve çoğunlukla gün boyu işe götürecek birilerini beklediği yerler Amele Meydanı olarak anılır.

Kentler, meydanlar, mekanlar farklı olsa da hikayeler aynı.Yoksun olmanın somut ifadesi ve zorunluluğun  hayattaki yansımasıdır amele meydanları.

Independent Türkçe

Çoğu birbirine benzer. Ya bir duvar dibidir, ya da bir köprü altı, cami avlusu ve son yıllarda işçi kahvesidir. Yoksulluğun değişmeyen yazgısı ve işçi bilincinin kırılma noktası olan amelelik asırlardır değişen mekanlarda, değişmez yazgısıyla varlığını benzer şekilde sürdürüyor, alanlara,meydanlara, mekanlara zaman zaman da tarihin kavşaklarına adını veriyor.

Günümüzde en yaygın çalışma şekli olarak görülen ve  kölelik tortusu olan Amelelik, yani gündelik işlerde çalışma zorunluluğu her kentin en orta yerinde kendine yer açıyor, varlığını sürdürüyor.

Amelelik, kölelikle birlikte ortaya çıkan, giderek daha fazla görülen ve zaman zaman köleliğin yumuşatılmış hali olarak da kabul edilen bir çalışma modeli. Düzenli bir işi olmayan, daha çok inşaat ve benzer ağır işlerde çalışanların yaptığı işler amelelik olarak kabul ediliyor. Yani geleceği olmayan, sosyal güvenceden yoksun ve gündelik işlerde çalışan insanların yaptığı işlerin genel adıdır.

DSC_3866.JPG
Şeyhmus Çakırtaş

Ameleliğin geçmişi asırlar öncesine dayanır. Kölelik düzeniyle, kucak kucağa varlığı sürmüş ve giderek daha çok insanın başvurmak zorunda kaldığı bir çalışma şekli olmuştur. Bu gün dünya metropolleri bile binlerce, on binlerce kaçak işçi yani amele çalıştırmaktadır. Her ülkenin, hatta her metropolün birden çok Amele Pazarı vardır demek abartı olmayacaktır. Ameleliğin istatistiğini tespit eden bir kurum ve kuruluş olmadığı için  sayıları konusunda net bilgi elimizde yoktur. Hem ucuz iş gücü olan, hem de sigorta ve sosyal güvencesiz çalışan amele sayısı toplam kayıtlı işçi sayısı kadardır desem size abartılı gelebilir. Ama sanırım rakam bundan bile fazladır. Her gün binlerce insan  değişik kentlerin meydanlarından amele olarak, birilerinin işini yapmaktadır.

Çağlar öncesine dayanan amelelik zamanla, devlet aygıtının zorunlu çalıştırma yasalarıyla hayatımıza girmiştir. “Yol yapımında zorunlu çalıştırma, eski çağlarda Mısır, Mezopotamya, Roma ve Çin’de, sonrasında Aztek ve İnka toplumlarında, Ortaçağdan itibaren Avrupa devletleriyle bu devletlerin Asya, Amerika ve Afrika’daki sömürgelerinde ve modern dönemde Kuzey Amerika’da uygulanmıştır. Uygulamanın Osmanlı’daki biçimi olan ve sivil halkın yollarda zorunlu olarak çalıştırılması anlamına gelen Amele-i Mükellefe uygulaması ise 1862 yılında başlamış ve 1952 yılında son bulmuştur.”* Kadir Yıldırım.

Fotoğraf: Ara Güler…

Öte yandan rahmetli babam bu konuda anısını zaman zaman bizimle paylaşır, o günleri hatırlatırdı. Urfa Diyarbakır karayolu her köyden, her aileden gençlerin zorunlu katılımıyla kazma kürekle yapıldığını söylerdi. Yani Amele-i Mükellef kanunuyla.

kayserilikhaber.jpg
Fotoğraf: Kayserilik Haber

Bu gün dünyada zorunlu çalışma yasaları var mı bilmiyorum. Bildiğim şu ki ,hem korkunç bir işsizlik , hem de insanı köle gibi çalışmak zorunda bırakan bir iktisadi sistem var. Her ikisi iç içe gelişiyor. İnsanlar bütün gücüyle koşuşturuyor ama çoğunlukla da düzenli bir gelire, işe sahip olmadığı için, ameleliği sürdürmek zorunda kalıyor. Bu nedenle issizlik amelelikten çok daha zordur.  Artık çoğu insan en küçük bir iş için bütün varlığını ortaya koyuyor.  Amele Pazarları, işçi kahvesi… İş Kur ve özel istihdam bürolarına rağmen, meydanlar amele çekmeye devam ediyor. Bu meydanlar ve başka mekanlar, yoksul ve yoksun olmanın ne anlama geldiğini en iyi şekilde anlatıyor,  tarihe dip not olarak düşüyor.

konyaamelepazarı1900yıllar.jpg
Konya Amele Pazarı 19 yy
evrensel 1.jpg
Fotoğraf: Evrensel

Hepsinin de ortak noktası, sabah henüz Güneş doğmadan insanlar iş bulma umuduyla meydanlara doluşuyor, akşam karanlık çökünce sessizliğe gömülüyor olması.  Umut gün boyu bekleyişle sürürken, akşam bir gün daha işsiz kalmanın hüznü yürekleri yakıyor.Amele yani  Gündelikçi olarak çalışanların, işverenleri çoğunlukla kayıt dışı. Bazen kendi evimin bir bölümü yapan sıradan yurttaş, bazen devasa bir holding. Ama sonuçta başı sonu belli, kısa süreliğine yapılan,en zor ve kirli işleri Amale Pazarlarında bekleyenler yapar. Çünkü çalışmak zorundadır, çalışmadığı gün ailesiyle birlikte açtır.

“Ulus’tayız bir sabah. Sabah dediysek de güneş henüz doğmuş. İşçiler amele pazarı olarak anılan o yolun üzerindeler. Güneş doğmadan çıkmışlar evden. Yol uzun, cepte para yok ki bir otobüse atlayıp Ulus’a gelebilsinler.”
Arş. Gör. Berna Öztürk, Upton Sinclair’in daha iyi bir yaşam için Litvanya’dan Şikago’ya göç eden bir ailenin hikayesini, Amerika’daki emekçilerin sefalete nasıl mahkum edildiklerini anlattığı eseri “Şikago Mezbahaları”nın geçtiği 1900’lü yıllardan 2017’nin Ankara’sına getiriyor sözü…
“Günlükleri 90-100 TL civarı. Genelde bir kamyonetle gelen işverenin ise tek bir derdi var, en ucuzunu bulmak. Bu da işçiler arasındaki rekabeti arttırıyor. Aralarında Jurgis gibi yurtlarını terk edip gelenler de var. Göçmen işçiler bunlar.”

Güncel Hukuk Kasım 2017, S.167”

DSC_3872.JPG
Şeyhmus Çakırtaş

“Tuzla’da İçmeler Köprüsünün yakınında, bir kebap salonunun önündeki “amele pazarı” hem işsizliğin çarpıcı boyutlarını, hem de çalışma koşullarını gözler önüne seriyor. Büyük çoğunluğu 15-20 yaşlarında olan gençler, çantaları yolun kenarında, çalışmak için ‘iş’ bekliyor. İşten her gün eve dönerken geçtiğim bir köşe var, tam o saatte; kiloları, mantoları ve başörtüleriyle mesleği hanesine yıllardır ‘ev hanımı’ yazdıkları her halinden belli olan teyzeler bekleşeduruyor oluyorlar. Bu kalabalık da her geçen gün artıyor. İçlerinden süslü olan bir iki tanesini görünce evimin yakınlarındaki televizyon kanallarından birinin sabah şekerleri, (akşam akşam ne şekeriyse 😛 ) kuşum aydınla çılgın atmak, Esra Ceyhanla çemkirişme programlarından biri için beklediklerini düşündüm önce. Minibüsün kapısına, kapının yarısını kapatacak şekilde dikilerek “sen gel, sen gel” diye seçen amcaya da denk gelince bir gün, ‘ne çetrefilli katılma prosedürü varmış bu işin, kuşum aydınla her canı isteyen göbek atamıyor demek ki…” şeklinde düşünmüştüm. Lakin işin aslının öyle olmadığını çok geçmeden öğrendim. Bu tombul, herbiri en az üç çocuk sahibi teyzeler meğer, tekstil firmalarının günlük çalıştırdığı işler için bekleşiyorlarmış. Paketleme, istif gibi işi olduğu zaman işçi lazım olan firmaların da işine geliyordur demek ki, ne SSK yatırıyorsun, ne vergi… Teyzemler de artık kocaları işsiz kaldığı için mi, yoksa çoluk çocuk büyüdü biraz da para kazanayım diye düşündüğü için mi bu işlerin peşinde koşuyor bilemeyeceğim.” Yerel Basından…

amalepazarıcemberlitas.jpg
Çemberlitaş, amele pazarı

İşçiler bu bölgeyi “insan marketine” benzetirken, “Aradığınız her türlü insanı burada bulabiliyorsunuz, istediğinizi seçebiliyorsunuz” diyor. Zaman zaman para alamadıklarından şikâyet eden işçiler, gittikleri işten dönerken de kendi başlarının çaresine baktıklarını söylüyor.” * Medyascope.tv

evrensel.jpg
Fotoğraf: Evrensel
aragüleristanbul.jpg
Ara Güler.

“Amele pazarı” olarak da bilinen Eski Garaj’a gün doğmadan gelen işçiler, çalışmak için iş bekliyor. Günün doğmasının ardından Eski Garaj’da ekmek mücadelesi başlıyor. Yoldan geçen araçları gözleyen işçiler, kendilerine doğru yanaşan araçlara “iş var” umuduyla koşuyor. İş alan ameleler sevinirken, geride kalan işçiler ise bir başka aracın yolunu gözlüyor. Yıllardır süren bu ekmek mücadelesinde ise birçok işçinin sigortası dahi bulunmuyor.”*Anadolu’da Bugün.

Amele Pazarları binlerce yıllık kölelik tortusunu üzerinde taşırken, özellikle Ortadoğu’da savaş koşulları Amele Pazarlarını sürekli besliyor. Birinci Dünya savaşıyla başlayan süreç, son olarak Suriye’da yaşanan savaşın bir sonucu olarak yüzbinlerce insan ucuz iş gücü olarak Amele Pazarlarına dağılmış durumda. Bu Pazarlarda en çok Suriyeli, Afgan ve Afrikalı siyahileri bulmak mümkün. Hatta bazı kentlerde Amele Pazarları yetmiyor, kentin kendisi bir pazara dönüşmüş durumda.

mezopotamyaajansi.JPG
Fotoğraf:Mezopotamya Haber Ajansı

Urfa bunların başında geliyor. Zaten işsizliğin yüksek olduğu kent, Suriyeli Sığınmacıların gelmesiyle tam anlamıyla bir işsizlik faciası yaşıyor.  Bu nedenle gün boyu, kentin her yerinde iş arayan insanlara rastlamak mümkün.

Sığınmacı ameleler ucuza çalışıyor, her türlü ağır işe gitmek zorunda kalıyor. Bazen çalıştıklarının karşılığını almadıkları da oluyor. Şikayet merci yok, başvuru mekanizması yok.

Her şey vahşi iktisadi sistemin dişleri arasında ezilip, un ufak oluyor.

Amele Pazarında Amele Yanığı her halktan insanlar, evde ekmek bekleyen çocuklar…

Başka söze gerek var mı?

Ara Güler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s