Dolma Kalem…

Eşyalarım arasında halen bir dalma kalem olduğunu bilmiyordum. Karıştırırken bulmuşum. Bulduğum an, dolma kaleme mürekep doldurup, sıcağı sıcağına yazmışım bu sözcükleri…

İşin bir de kötü tarafı var. İki yıl önce bulduğum, üç beş gün kullandığım Dolma Kalem yine kayıp. Bir türlü bulamıyorum. Yitik eski zamanlar gibi. Elimden kayıp, gitmiş.

Neyse ki son yazının aslı olmasa da fotoğrafı elimde.

Mutluyum.

Kalemin gücü

images

Güneş doğduğunda, hayat yeniden başlıyor sanki. Her şey eskinin aynısı ve tekrarı olsa da, zaman denilen kavram kendini yeniden üretiyor.

Yeniden, bir baştan bir başa.

Dün geçmiş zaman, içinde bulunduğumuz an şimdi ki zaman. Zaman aktıkça her şey eskiyor ve bazı kavramlar, eşyalar, değerler  daha bir değer kazanıyor. Bazıları ise çürüyor, buharlaşıyor ve yok oluyor.

Her şey ama.

Geride kalan her şey, daha bir değerli.

Acı bile olsa.

Çünkü geçmişe varmak mümkün olmaz, yaşam geleceğe akar.

Her zaman…

Nokta…

Kalemin ve kağıdın gücüne inanıyorum.

Kesinlikle insan duyguları kalpten parmaklara, parmaktan kaleme, kalemden kağıda akar.

Ne engel tanır, ne de sınır.

Akar durmadan.

Sınırlamak, durmak gerekse bile kağıda akar.

Oysa bilgisayar bir şeyleri eksik bırakır, akan ırmağa  setler yerleştirir.

Soğuk ve duygusuzdur.

Eksik kalan nedir bilmiyorum ama teknolojinin akıllı araçları bir şeyleri eksik bırakır.

Kalem öyle değil, kesinlikle öyle değil.

Bir ruha ve derin duygulara sahip. Tıpkı canlılar gibi.

Kalem kağıtta gezinirken, sözcükler dans eder.  Ne kuytu kalır, ne de mahrem. Her şey dile gelir.

Hiçbir şey kalemim yerini alamaz. İlk tabletten bu yana değişmez kuraldır. Kalem kılıçtan keskin, duygudan kalıcıdır.

Bu nedenle kalemle kağıdın izdivacında bütün kelimeler iç içe erir, yek vucut olur sonra yeniden ayrılır.

Olaganüstü bir dans gösterisi gibi.

Şimdi yeryüzü ezgilerinde, bütün sözcükler, bütün diller dansa durmakta yüreğimde.

Nokta…

 

 

 

 

 

 

Sokrates Kimdir? 

M.Ö. 469-399 yılları arasında Atina’ da doğmuş  yaşamış olan ünlü Antik Yunanlı düşünür, filozoftur. Babası heykeltıraştır. Kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamıştır. Bütün insanlık tarihinde saygın sofist olarak kabul edilmektedir. Matematik, geometri, astronomi ve politika bilgisi ile felsefe konularında eğitimler vermiştir.  Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Platon´un hocası olan Sokrates, görüşleri, tartışmaları yeni iktidarın temsilcileri tarafından beğenilmediği için, yeni tanrılar icat ettiği, görüş ve tartışmalarıyla, gençleri baştan çıkardığı gerekçesiyle ölüme mahkum edilmiştir.

Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Aristophanes gibi çağdaş yazarlar, Platon ve Ksenophon gibi ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır.

Sokaklarda ve caddelerde eğitim yapmış, öğrencilerinden para almamıştır. Evreni anlamadan önce biz kimiz? Bu sorunun yanıtını bulmak lazım derdi. Ona göre, pratik ahlak kurallarını öğrenmek isabetli olmaktadır. Sokrates, bu yönü ile kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış olacaktı. Ayrıca bir anlambilimcidir. Anlamı olmayan kavramların ve terimlerin kullanılmasını hep sakıncalı bulmuştur. Her bilgide anlamların ve kavramların, açıkça anlatılması gerektiğine inanmış ve önemli katkılar sunmuştur.  Basık burunlu, patlak gözlü ve göbekli bir adamdır. Alçakgönüllü alışkanlıkları ile Yunan gençleri üzerinde yüksek bir etkiye sahip olmuştur. Onun gibi yalınayak gezerler, uzun saçlı ve aç olmaları nedeni ile Sokrateslik taslamak deyimi yerleşmiştir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.  Reklamlar

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates, M.Ö. 399 yılında açılan dava ile Yunanistan’a yeni tanrılar getirmeye çalışmakla suçlanmıştır. Bu suçlamalar yüzünden ölüme mahkum edilir. Zehir içerek ölmüştür. Yunan felsefesinin en büyük filozofu Sokrates’in ölümünden sonra, onun anısını canlı tutmak için, eserler kaleme alınmış ve bazı okullar kurulmuştur. Bu okulların arasında Megara, Kinikler, Kirene ve Elis-Eteria okulunu sayabiliriz. Bu okullarda, Sokrates’in düşünceleri geniş bir şekilde anlatılmıştır. Ahlak felsefesinin baş tacı edildiği okullardan Megara, Platon’un Sokrates’den sonra devam ettiği okuldur. Bütün bu okullar, Sokrates’in soylu yaşamını, bu yaşamdan alınacak dersleri ve insan yaşamında felsefenin yerini vurgulamaktadır.

Eski Atina devletinde davalara sayıları davanın önemine göre klanlardan seçilmiş yargıçlar bakardı.

Sokrates’in davasına 500 civarında yargıç baktı. Suçlular genelde hitabet yetenekleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu yüzden ağzı iyi laf yapanlar para karşılığı davalılara savunma yazardı. Sokrates hitabet yerine en iyi bildiği diyalektiği sorgulama yöntemini kullandı. Kendini savunmayı ve yargıçlardan af dilemeyi değil fikirlerini savundu. Ölüm cezasının değiştirilmesini dilemedi. İdamı Atina’nın kutsal günü olduğu için ertelendi. Kendisi zindana atıldı.

Zindanda hiçbir koruma bırakılmamıştı. Öğrencileriyle birlikte sohbet etti. Kaçması teklifini geri çevirdi. Kaçsaydı suçlu ve hain kabul edilecekti. Kaçmadı, ve bitki zehri içirilerek idam edildi. Öldükten hemen sonra Atinalılar yaptıkları hatanın farkına vardılar. Kendisini dava edenlerden birisini yargılayıp idam ettiler diğerini sürgüne gönderdiler. Sokrates’in büstünü yapıp Atina Tapınağına koydular. Davayı izleyen öğrencisi Platon, savunmasını Sokrates’in Savunması adı altında kitaplaştırdı ve bu eser günümüze kadar geldi.

maxresdefaultKaynak:Gelişen beyin.net

Çanta mezar taşı oldu!

Dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca çocuk haftanın ilk gününde yeniden açılan okullarına gitmeye başladı. UNICEF, dünyada meydana gelen çatışmalarda yaşamını yitiren çocukları ve ülkelerindeki savaş ve çatışmalardan dolayı okullarına gidemeyen çocuklarla ilgili çarpıcı bir eylem ortaya koydu.1F701FE8-C515-4765-8A0A-436FFC69EBBC_w1023_r1_s

UNICEF 74’üncü BM Genel Kurulu’na katılacak dünya liderlerine sırt çantalarını mezar taşı olarak kullandığı sembolik çocuk mezarlığıyla mesaj gönderdi.

Çatışmalarda ölen çocuk ölümlerinin sayısını göstermek için mezar taşı olarak UNICEF sırt çantalarından New York’taki BM binasının bahçesinde sembolik bir çocuk mezarlığı hazırlandı.

Geçtiğimiz yıl çatışmalarda yaşamını yitiren 3 bin 758 çocuk için UNICEF sırt çantalarının mezar taşı olarak kullanıldığı sembolik çocuk mezarlığının çocuk ölümlerinin ne ölçekte olduğunu göstermek için hazırlandığı belirtildi.

“Dünya liderleri masum çocukları hatırlasın”

UNICEF, New York’taki BM Genel Merkezi bahçesinde yaptıkları sembolik çocuk mezarlığını, 17 Eylül’de başlayacak 74. BM Genel Kurulu için bir araya gelecek liderlere çatışmalarda ölen masum çocukları hatırlamaları için bir mesaj göndermek amacıyla hazırladıklarını açıkladı.

UNICEF Directörü Henrietta Fore, “UNICEF sırt çantaları çocuklar için her zaman umudun ve çocukluğun bir sembolü olmuştur. İki hafta sonra BM Genel Kurulu’nda bir araya gelecek dünya liderleri, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30’uncu yıldönümünü kutlayacak. Dünya liderlerine çocukların dünyada ne derece tehlike ve tür riskler altında olduğunu yeniden hatırlatmak için bu sembolik mezarlığı kurduk” dedi.

Direktör Fore, “Bu hafta birçok çocuk açılan okullarına geri dönerken, çatışma bölgelerinde ölen, sakat kalan binlerce çocuk var. Birçok çocuk okula gidemiyor. Büyük risk içinde yaşıyorlar” dedi.

“2018’deki çatışmalarda 12 bin çocuk ya öldü ya da sakat kaldı”

Çocuklar ve silahlı çatışmalar hakkında hazırlanan en son BM Genel Sekreterlik 2019 Yıllık Raporu’na göre, geçen yıl sıcak çatışma bölgelerinde 12 binden den fazla çocuk hayatını kaybetti ya da sakat kaldı.

Geçen yılla ilgili verilen bu rakamların sadece doğrulanmış rakamlar olduğu, aslında ölen ve sakat kalan çocuk sayısının 12 binin çok daha fazla üzerinde olduğu kaydedildi.

Dünyada en fazla çocuk ölümünün Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Somali, Güney Sudan, Suriye, Yemen’de meydana geldiği, daha birçok ülkede devam eden çatışmalarda, savaşın bedelini çocukların en ağır bir şekilde ödediği de raporda yer aldı.

BM binasının bahçesine kurulan sembolik mezarlıkta mezar taşı olarak kullanılan UNICEF sırt çantalarının Çarşamba günü BM bahçesinden kaldırılarak dünyada çatışma bölgelerinde bulunan çocuklara gönderileceği belirtildi.

Kaynak: Haber ajansları

İktisadın soğuk yüzü

Hayatımızın bütün aşamalarında etkili olan ekonomik faaliyetler ya da para, bu günlerde oldukça sık gündeme geliyor. Döviz bir iniyor, bir yükseliyor. Keza faizler, borsa, altın hareketli günler yaşıyor. İşsizlik , enflasyon, ekonomide ki daralma, durgunluk  herkesi kaygılandırıyor, uykularını kaçırıyor.

Özellikle de işsizlik.

Reel yaşanın en yakıcı meselesi.

Çünkü işsizlik sadece biriyi değil, çevresinde ki herkesi etkiliyor, toplumsal düzeni kökünden sarsıyor.

Bu olağandışı hareketlenmelerin sebebi nedir; durup dururken, vatandaşın  parası neden eriyor, alım gücü neden düşüyor, issizlik neden yükseliyor?

İktisat bilimi oldukça soğuk ve duygulardan uzak bir disiplindir.İktisat bahsi geçince çoğu insanın yüzü buruşur ama herkes bir şekliyle ilgili yaşar , şu ya bu şekilde ekonomi üzerinde kafa yorar. Yani iktisadi faaliyetler  ve para  çok karmaşık ilişkiler yumağı olarak yaşantımızda önemli bir ağırlığa sahiptir. Hatta dinilebilir ki  herkesi  ama herkesi derinden etkileyen,insan beyninin sınırlarını zorlayan bir güce ve etkiye sahiptir. Tıpkı ilahi bir güç gibi insanların hayatını yönlendirir, şekillendirir ve zaman zaman da darmadağın eder..

Bu karmaşık ve soğuk kavram üzerinde çalışmak, faaliyetlerini yazmak, gidişatı yorumlamak, anlamak haliyle zordur.

İktisadın ne şiirsel bir etkisi var, ne de edebi bir tarafı.

Duygusuz ve kasvetlidir hep.

Hep tetikte, gergin ve yıkıcı.

Hatta hayalet gibi.

Her yerde karşımıza çıkıyor, bir karabasan gibi üzerimize çökebiliyor.

Borsa görüntülerini görmüş ya da izlemişsinizdir. Devasa salonlarda sürekli telefonla konuşan, komut veren,bilgisayar başında işlem yapan , grafiklerden gözlerini alamayan onlarca insanın karmaşası ekonomi hakkında yeterli bilgiyi veriyor sanırım.

Aslında olayı dramatize etmeden meseleye girmek istiyorum ama işi bir türlü rayına koyup, yazamıyorum. Oradan buradan bilgiler beynimde birbirine çarpıp duruyor.Düşündükçe başıma ağrılar giriyor ve darmadağın oluyorum.

Bir mesele bu kadar mı çetrefilli olur?

Gerçekten de öylesine karışık ve çok boyutlu ki öngörüde bulunmak, gidişatı anlatmak çok zor.

Ama bir de yaşamın gerçekliği var. Herkesin gördüğü, etkilendiği yaşamın kendisi var.

Çarşı pazar, evde mutfak var.

Reel olan göstergeler var.

Geçen yıla göre o kadar çok farklılık var ki, insan ister istemez kaygılanıyor. Artan fiyatlar, işsiz kalanlar, iş yerlerini kapatanlar, borçlarını ödeyemeyenler, konkordato ilan edenler ve toplu işten çıkarmalar liste uzayıp gidiyor.

Rakamların soğukluğu, reel yaşamın yakıcılığı ortada.

Sadece bir gün işsizliği ve yoksulluğu yaşayın, parasız sokağa çıkın bakın nasıl bir sonuç çıkıyor?

Sadece bir gün deneyin.

Sarsılacaksınız.

Mesela kimse size yemek vermeyecek, toplu ulaşım araçlarını kullanmanız imkan dâhilinde olmayacak. Çocuklarınıza harçlık veremeyecek, sıcakta su içemeyecek, soğukta üşüyecek ve sonuç itibarıyla ihtiyaçları sürekli bastırmak zorunda kalacaksınız.

Hele bakmak zorunda kaldığınız bir aileniz varsa, iş daha vahim noktalara gelecek.

Gün boyu bitap düşecek, eve döndüğünde aile bireylerinin de aynı durumda olduğunu göreceksiniz.

Tabii gerçekte böyle bir deney mümkün olamayacağı için bitap düşen siz ve aileniz değil, yine yoksullar, işsizler, fakir fukara olacak…

Neyse yazıyı rakamların soğukluğuyla bitirelim…

 

“Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 yılı Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 4 puanlık artış ile yüzde 14,1 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 4,2 puanlık artış ile yüzde 16,1 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 7,5 puanlık artış ile yüzde 25,2 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 4 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 704 bin kişi azalarak 27 milyon 795 bin kişi, istihdam oranı ise 1,7 puanlık azalış ile yüzde 45,4 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 240 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 464 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 17,3’ü tarım, yüzde 19,7’si sanayi, yüzde 5,5’i inşaat, yüzde 57,4’ü ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,4 puan, inşaat sektörünün payı 1,8 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,1 puan arttı. Sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı ise değişim göstermedi.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52,9 olarak gerçekleşti

İşgücü 2019 yılı Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 630 bin kişi artarak 32 milyon 339 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 52,9 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,1 puanlık azalış ile yüzde 71,7, kadınlarda ise 1 puanlık artışla yüzde 34,4 olarak gerçekleşti.

Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,9 olarak gerçekleşti

Mart 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,5 puan artarak yüzde 33,9 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puan artarak yüzde 23,1 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı yüzde 46,0, işsizlik oranı yüzde 13,7 oldu

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 72 bin kişi artarak 28 milyon 146 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,1 puan artarak yüzde 46,0 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 68 bin kişi artarak 4 milyon 487 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,1 puan artarak yüzde 13,7 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,1 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 5 bin, inşaat sektöründe 53 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 94 bin, hizmet sektöründe 37 bin kişi arttı.”

Kaynak: Haberturk…

Sessizlik içinde, suyun melodik sesi:Tortum Şelalesi

Deniz, kum ve güneş dışında bir tatil deneyimi yaşamak isteyenler için Tortum Şelalesi heyecan verici bir durak olabilir. Erzurum’dan 105 km uzaklıkta bulunan ve oldukça zahmetli ama bir o kadar manzarası enfes görüntülere sahip, dolambaçlı ve adrenalin dolu bir yolculuktan sonra varılan Şelale tam bir doğa harikası. Erzurum’un sınırları içinde yer alan, Tortum Şelalesi; yüksekliği bakımından dünyanın üçüncü, Türkiye’nin en yüksek şelalesidir.

Özellikle yaz mevsiminde doğayla iç içe bir tatil yapmayı planlıyorsanız; rotanızı Tortum Şelalesi’ne çevirmenizi tavsiye ediyorum. Harika bir yer. Sessizsizlik içinde, suyun müthiş müziksel sesi insanı çarpıyor adeta. Kötü bir işletme anlayışı olsa da, doğanın cömertliği her şeyi insana unutturuyor.

Erzurum’dan Artvin sınırlarına doğru 100 km aşkın, zahmetli bir yolculuk sırasında enfes görüntüler görmek mümkün. Yolun Tortum Gölüne bakan kısımlarında yapılan seyir tepeleri fotoğraf severler için muazzam olanaklar yaratıyor.

Erzurum’un Uzundere ve Artvin’in Yusufeli ilçeleri arasında yer alan Şelale aynı zamanda enfes bir dereyi besleyen bir su kaynağı. Uzundere ismi sanırım buradan geliyor.

Tortum Şelalesi, oluşumu açısından dünyanın ikinci, yükseklik açısından ise dünyanın üçüncü şelalesidir. Dünyanın en yüksek şelalesi 120 metre ile Afrika’daki Zambezi Nehri üzerindeki Vietorio Şelalesi’dir. Bu şelaleyi 51 metre ile A.B.D’nde Erie Gölü ile Ontario Gölü arasındaki Niagara Şelalesi takip ediyor. 3’üncü sırada ise 48 metre ile Tortum Şelalesi yer alıyor.

Bu doğa harikası 1700’lü yılların ortalarında, bugünkü adı Balıklı olan köyün batısında yer alan Kamerli Dağı’nda meydana gelen toprak kaymasının Tortum Çayı’nın önünü kapatmasıyla oluşmuş. Tortum Gölü’nün Tev Vadisi ile gölün kuzey ucu arasındaki heyelan kütlesini aşarak dökülmesiyle oluşan bu şelale, döküldüğü akar yatağa yakın dirençli kireç taşı katmanları üzerinden geçiyor. 22 metrelik genişlikten ve 48 metre yükseklikten düşen sular üstte gökkuşağı, altta koca bir dev kazanı meydana getiriyor. 

1952 ila 1960 yılları arasında Tortum Şelalesi üzerine, bölgenin elektrik ihtiyacını karşılaması amacıyla bir hidroelektrik santrali yapılmış ve bir kanal aracılığıyla şelaleye giden suyun bir kısmı santrale alınmış. Bu bağlantı ne yazık ki şelaledeki suyun azalmasına sebep oluyor. Bazı mevsimlerde şelaleden hiç su akmazken, bazı mevsimlerde ise su yüksek debiyle akıyor. Şelalede suyun en fazla olduğu dönem Haziran ayına denk geliyor.

Bölgenin önemli turizm merkezlerinden biri olan bu şelale, yöre halkı tarafından “sudöken” ismiyle de anılıyor.

Şelale etrafında maalesef herhangi bir konaklama tesisi bulunmuyor. Bölgede birkaç gün geçirmek isterseniz, Uzundere ilçe merkezindeki tesislerden birinde kalabilirsiniz.