Gökyüzü Onların…

Günün erken saatlerinde sokakta dolaşmayı alışkanlık haline getirdim. Her gün olmasa bile, fırsat buldukça sabahın ilk ışıklarıyla çoğunlukla bilmediğim sokaklara kendimi atıyorum. Her sokak benim için heyecan ve yeni bir dünya demek.

Yabancısıyım bu kenttin. Bildiğim ama hiçbir zaman yerlisi olmadığım şehri anlamaya çalışıyorum. Bu kent benim geçmişim değil, geçmişim başka kentlerde parça parça kaldı. Ben düşünce hükümlüsü, yani bir vaka i adliyeyim. Serbestim ama aynı zamanda ayakları prangalarda birisiyim.

Olsun be,

Pranga da olsun, fermanda. Böylelikle şiir yazarım Ahmed Arif gibi, yani bir yürek işçisi olurum ben de.

Ne de olsa hükümsüz bütün belgelerim.Vasıfsız birisiyim artık. Ne okuduğum okullar, ne de yıllarca yaptığım resmi işler…

Her şey KHK ile hükümsüz.

Hüküm boynumda yazılı sanki, alın yazısı gibi. Sokaktan geçenler dönüp bakıyor, boynumda ki yazılara.

Bir sessizlik, bir sessizlik.

Sokaklarda turlamak, buraları tanımaya çalışmak, sanırım beni mutlu ediyor. Belki de yapacak başka bir şey olmadığından, bu durum beni rahatlatıyor. Ne de olsa insan içine karışıyor, konuşuyor,değişik düşüncelerle tanışıyorum.Benim için iyi olan bu.

Sabah saatlerinde yeni yüzler, değişik kültürler ve toplumsal farklılıklar daha bir belirgin oluyor. Herkes daha yalın, daha bir doğal ve abartısız…

Mesele bu saatlerde kimse makyajlı değil. Yüzler geceden kalma, uykusuz ve yorgun. Çoğunlukla insanlar suskun oluyor,zorunlu olmadıkça kimse konuşmuyor.

Bir telaş, bir yetişme, yetiştirme kaygısı var her keste.

Toplu ulaşım araçları tıklım tıklım, arı gibi işliyor her şey. İşçiler servislerde uyukluyor, simitçi yorgun argın bağırıyor.

“Simitçiiii”

Gün yeni başlıyor, doğu ile batının sentezlendiği ama her zaman doğu olan kentlerde. Kağıt topluyor genç delikanlılar, üniversite diplomalılar. Başlarında şapka, kollarında Che Guevara dövmesi. Fısıltıyla sokak isyandır diyor birisi.

Sayıları her gün biraz daha artıyor. Mafya söylentileri dolanıyor çöp bidonlarının etrafında.Deniliyor ki artık adamı olan kağıt toplayacak, öyle beleş çöp bidonlarını karıştırmak yok…

Duvar yazıları yalnızlıklardan, ihanetten bahsediyor, kırık kalplerden ve isyandan.

Nasıl bir isyan, işte o tam bir muamma.

Bir de mülteciler var,mülteci bir yaşamın tam ortasında, her sokak başında. Yerleşik olup olmadıkları pek anlaşılmıyor. Tıpkı ben gibi. Sanki diken üstünde yaşıyorlar, gözleri geldikleri yerleri arıyor ama bedenleri burada, bilinmezlik içinde piyasaya ucuz iş gücü oluyorlar. Çoğunun karın tokluğuna çalıştıklarını biliyorum. Aralarında sermaye sahipleri olanlar,resmi kurumların destekleriyle ayakta kalanlar var.Yaşamları tam anlamıyla bir dram. Varlıkla yokluk arasında gidip geliyorlar.

Yaşamsal işlerde iradeleri yok, her şey uzak, yakın başkentlerin dehlizlerinde ki görüşmelere bağlı…Ne zaman, ne olacağını bilmiyorlar.Yani bilinmezlik içindeler ve haliyle kaygılılar. Kaygı sadece onlara has değil. Kendilerini ev sahibi görenler de kaygılı. İç içe geçmiş bir kaygıyı yaşıyor bütün sokaklar.

Mülteciler, mülteci sayılmıyor. Misafirler, hiçbir şeye itiraz etmiyorlar, edemiyorlar, dolayısıyla sistem ne iş verse yapmak durumundalar. Çoğunlukla bodrum katlarında, köhne apartman dairelerinde çok sayıda nüfus bir arada yaşıyorlar. Kamplar ise kalabalık ve fazlasıyla karışık.

İç içe geçmiş apartmanlar,sırt sırta yükselen gecekondular, dar ve dolambaçlı sokaklar değişik kültür ve dünyaları barındırıyor.

Her kesimden insanla karşılaşmak mümkün. Kenttin sağır edici homurtusunda servisler, toplu ulaşım araçları, motor gürültüleri delirmişçesine hareket ediyor.Otobüsler tıklım tıklım, ölüm teğet geçiyor an be an. Asgari ücretli işçiler işe yetişme telaşında. Keza servis şoförleri işçilerden daha bir telaşlı. Zamanında yetişemezlerse, geciken her saniye kaybedilen para ve iş akitlerinin iptali anlamına geliyor.

Yaşamın en ağır saatlerinde, herkes uyku mahmurluğunda ama yaşam her zaman ki gibi baş döndürücü bir hızda.

Bu kentte yaşam öylesine iç içe ki insan nereye baksa duvar, nereye dönse beton…

Her ev biraz zindan gibi. Dar, havasız ve ışıksız. Sokak nefeslenecek tek yer,çoluk çocuk sokakta nefesleniyor.En çok da kadınlar kapı önünde, sokak aralarında oturuyor, komşularla yaşamı paylaşıyor. Az olanı bölüşüyor, tencereleri birleştiriyor. Tıpkı evleri gibi, sırt sırta, birbirlerinden güç alıyor.

Kent hali yani. Her şey iç içe yaşanıyor,acının kıyısında filizlenen sevinçler gibi.

Her şeye rağmen, yaşanmışlıklara, yaşanacaklara rağmen insanlar gülüyor, gülebiliyor, hatta aşık oluyor ve fermansız sevişiyor.

Böylesine bir tezatlık yani. Yoksulluğun mengenesinde ama inadına bir direncin kıyısında yaşıyor insanlar.

Hayalleri dikenli tellere takılsa da gökyüzü onların…

7 comments

  1. Şeyhmus arkadaş, yıllar yıllar öncesine götürdün beni.Üniversite yılları. Duvar gazetesine. Ve kalemin ucundan dökülen bu muhteşem akışa, sıcaklığa , çıplak gerçekliğine, yalın hüzne

    Beğen

  2. Uslup olarak Nazım ın Memleketimden insan manzaralarına benzettim biçim ve teknik olarak fıkra ile deneme arasında gel gitler var muhteva olarak khk’lilar asgari ücretliler Mülteciler servis şöförleri yarı işsizler v.d leri işlenmiş yazinızda sabah ın körlüğünden olacak patronlar, emek sömürucüleri, hırsizları v.d leri… yazmamişsiniz sonuç olarak Edip Cansever dediği gibi “NE GELİR ELİMİZDEN İNSAN OLMAKTAN BAŞKA…”Yüreğine yorumuna sağlık HOŞÇAKALİN

    Beğen

  3. Ellerine kalemine sağlık. Kendinizi ve mağdur olanları ne kadarda güzel işlemişsiniz. Sende yazarlık ruhu var. Bu senin yazında çok açık görünüyor. Yolunuza devam edin. Başarılarınızın devamını dilerim. Kendinize iyi bakın. Delam ve sevgiler.

    Beğen

  4. Sosyal,ekonomik ve siyasal YASALARIN sonuçlarıyla yazıyı okumak ve değerlendirmek yazıyı daha değerli kılacaktır, geçmiş zaman tadında anı ortaya koyman yazıyı daha da değerli kılmıştır.Bazen insan HAYYAM gibi düşünür ve der ki:”Çözemedi varlik muammasini /Bugüne kadar hiç kimse… bazen de ” kâinat büyük bir insandir ve insan küçük bir kâinattir. Biz bunun bir parçasi olarak yaratildik ve kendimizi ancak küçücük atomlari olarak görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz yaratılış sürecinin bütününe ulaşmaya çalişiyoruz. “dediğimiz oluyor, oysa yaşamı bu kadar çekilmez kılan YASA dediğimiz nedir ki, insanlarin yaptiği bir zincirden başka…

    Beğen

  5. İçinde patlamaya hazır bir bomba, yoğunluk ve karşılaştığın tüm yüzlerde kendini görmek.
    Emeğine sağlık. Hocam yazıların bana ilham kaynağı oluyor buna benzer şeyler karalarsam hırzızlık olmaz değil mi?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s