Sararmış incirler

Av.Feyzi Çelik yazdı.

Şemail, eski Fiat Tempra arabasıyla Diyarbakır’dan Elazığ’a gidiyordu. Maden Köprüsü’nü geçtikten sonra yaşlı bir adamın minibüs bekledigini gördü. Şemail, yaşlı adamın yanında durdurdu arabayı. “Elazığ’a gidiyorum, seni de bırakayım.” dedi. Yaşlı adam düşündü. Önce güvenmedi. Ceplerini kontrol etti. Parası yerindeydi. Elazığ’dan gelmiş Maden’deki bağ ve bahçesindeki üzümleri, bademleri, incirleri, cevizleri satmıştı. Elazığ’a dönecekti. Önce dolandırıcı olabileceğini düşündü. Parasının kendisinden alınabilecegini kafasından geçirdi. Kuşluk vaktiydi. Güneş yükseliyordu. Sıcaktı, terlemişti. Bir anda kararını verdi. Elindeki incir, üzüm ve diğer meyvelerle dolu plastik boya kovanını arka koltuğun üzerine yerleştirdi. Bir kısmını bir kağıda sarıp Şemail’e verdi. Şemail dayanamadı. Sararmış incirlerden ikisini yedi. Çok beğendi. Sonra gaza bastı. İkisi konuşmaya başladılar. Her ikisi de dertliydi.Şemail’in derdi büyüktü. Yıllar önce karısının vefat ettiğini ve bir kaç ay önce de Suriyeli bir kadınla evlendiğini, kadının evdeki altın ve paralarla kaçtığını söyleyince, yaşlı adam çok üzüldü. “Helal süt emen biri olmalı” dedi yaşlı adam. Şemail elli yaşlarında birisiydi. “Evet” dedi “helal süt emen, dinini, örfünü bilen birini arıyorum.” Yaşlı adam heyecanlandı. Elazığ’da yaşlı hasta annesi ile birlikte bir çocuğuyla yaşayan kirvesinin dul kız kardeşi Fikriye aklına geldi. Hep onlara giderdi. Fikriye’yi orada görmüştü bir kaç kez. Fikriye’nin yaşadığı zorluğu da görmüştü.Şemail, “Emekli maaşım var, bir de taşeron inşaat işleri yapıyorum.” deyince yaşlı adamın gözleri faltaşı gibi açıldı. “Biri var, çok iyi biri” dedi. “Ama bir çocuğu var” diyerek devam etti. Şemail, “Olsun, benim üç çocuğum var, ikisi kendilerini kurtardı, İstanbul’da çalışıyorlar, 16 yaşındaki küçük oğlum yanımda, onun çocuğu ile kardeş olurlar.” dedi.Her ikisi sanki başka bir işi yokmuş gibi, Fikriye’nin evine doğru gittiler. Şemail arabayı evin önundeki sokağa park etti. Yaşlı adam incir, üzümden bir kısmını küçük bir kaba koyup yanına aldı. Fikriye’lerin evi eski bir apartmandaydı. Apartman dört katlıydı. İkinci katta oturuyorlardı. Dar ve yüksek basamaklı merdivenden yukarı çıktılar. Kapıyı Fikriye açtı. Yaşlı kirve ara sıra geldiği için şaşırmadı. Yanındaki Şemail’e de bir anlam veremedi önce. Eve buyur etti gelenleri. İçeri girdigi andan itibaren, Şemail’in gözü Fikriye’nin üzerindeydi. Oturma odasında oturuyorlardı. Fikriye’nin annesi de yatalaktı. Yatak haline getirtilmiş kanepede uzanıyordu. Şemail, hasta annenin yanına gitti. Hasta zar zor doğrulabildi. Şemail’in ağzından bir anda “anne” kelimesi çıktı. Ellerine sarılıp öptü. Sonra yerine oturdu. Hemen konuya girdiler, Fikriye’ye talip olduğunu söyledi. Her şey bir anda gelişti. Fikriye, konuşulanları çay hazırlarken mutfaktan duymuştu, içinde bir sevinç vardı. Kendi evi olacaktı, çocuğuna babalık yapacak biri olacaktı. Garip bir heyecan ile karışık sevinç hissetti.Fikriye, hamile kaldığında bir anda kendini yalnız bulmuştu. Kocası sanki yer yarılıp içine girmişti. Bu yüzden çocuğu babasız dünyaya gelmişti. Sonradan onu arayıp soran bile olmamıştı. En büyuk özlemi, çocuğununun birine baba demesiydi. Cuma günleri saatlerce Kur’an okur, içinden dua ederdi. Çocuğunun baba diyebileceği birisinin karşısına çıkmasını dilerdi. Hayal kurardı; evi vardı, akşam eve gelip kendisine sarılan bir eşi, çocuğunu bağrına basan bir baba.. Günlerden Cumartesiydi. Bir gün önce yine dualar etmişti. Şimdi de, biri eve kadar gelmişti, çocuğuna gülümsemiş, hediyeler vermiş, hasta annesinin önünde eğilip elini öpmüştü. Bir an kitaplardan okudukları gözleri önünde canlandı. Kendisini, hamile kalacağı müjdelenen haberi gizlice dinleyen Hz.Ibrahim’in eşi Sara’ya benzetti. Sonra Sara’nın ileri bir yaşa gelmesine rağmen çocuğunun olmadığını düşündü. Oysa Fikriye’nin çocuğu vardı. Onun arayışı bir babaydı. Sanki, melekler gelmiş, çocuğuna bir baba müjdesi vermişti. Dileğim gerçekleşti diye Allah’a şükretmeyi içinden geçirdi. Haykırıp Şemail’e sarılacaktı neredeyse. Sonra içindeki bir ses onun durdurdu. Ağzı kupkuru olmuştu. Masa üzerindeki sürahiyi alıp kafasına dikti. Doya doya suyu içti. Sürahiyi yerine koydu. Açık pencereden dışarıya baktı. Kırmızı Tempra’nın kaputunu saran bembeyaz çiçekleri gördü. Kalp şeklinde düzenlenmişti. Kalbin içinde F&Ş harfleri yazılıydı. Fikriye bir anda kendisini beyaz bir gelinlik içinde hayal etti. Şemail’e doğru gitti. Sarıldı ona. Sanki on yıllardır eşiymiş gibi başını omuzuna koydu. Yaşlı adam ve hasta annesi onlara öyle bakakaldılar. Fikriye’nin oğlu da yanlarına gitti. Bir eliyle Fikriye’nin diğer eliyle de Şemail’in elini tuttu. İki gözünü kırpmadan onlara bakıyordu. Mutluydu..

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s