Urfa’da termometreler güneş altında 58-60 dereceyi gösterince haber konusu oluyor. Bunun dışında Urfa’da ki sıcaklık kimsenin aklına gelmiyor. Oysa Urfa iki üç aydan fazla bir zaman diliminde bu cehennem sıcaklarını yaşıyor. Özellikle de Temmuz/Ağustos aylarında.

Bu rakamların bazen 60 derece ve üzerine çıktığını da belirtmek gerekiyor.

Bu mevsimsel olgu Urfa’nın bir gerçekliği, her şey bunun çevresinde dönüp, duruyor.

Mesela Urfa’da yaşayanlar 60 derece oldu diye yaşamı tatil etmiyor, varsa işlerine yürütmeye çalışıyor, işleri olmayanlar da sıcak diye terk edemiyor, eziyeti çekmeye razı oluyor.

Kısa zamanlı tatile çıkanlar hariç, halkın büyük çoğunluğu cehennemi sıcaklara katlanarak yaşamını sürdürmek zorunda kalıyor.

Bu tabloyu değiştirmek mümkün olabilir mi, birkaç derece de olsa sıcaklığı aşağıya çekmek mümkün mü?

Bilmiyorum, işin uzmanlarına danışmak en doğru yol. Onlar mevsimsel özellikleri rakamlarla ortaya koyup, sıcaklığın nedenlerini en doğru şekilde ortaya koyacaktır.

Ben burada gözlemlerimi paylaşıp, noktalayacağım. Dilerim ki Urfa’da yöneticilik yapanlar, bir an olsun klimalı odalarından çıkar, güneş altında yürür ve içinde bulunan koşulları anlamaya çalışır.

Çünkü Urfa üç ay boyunca elektirik ve su kesintileri altında sıcaklarla boğuşur, mücadele eder…Bir savaş misali sıcakların etkisinden kurtulmak için çareler arar, durur..

Genellikle çare olarak da klima ve soğutucular kullanılır. Bu durum sıcaklığı daha da artırır, elektrik kesintisinde sıcaklıklar dayanılmaz noktaya gelir, su kesintileri ise insanların ruh hallerini etkiler.

Oysa haziran başlarında başlayan şiddetli sıcaklığa karşı en bariz ve ucuz mücadele yöntemi bitki örtüsüdür. Özellikle gölgesi geniş ve serinlik yayan ağaçların her yerde ekilmesi sorunu bir nebze de olsa çözeceğinden eminim. Bu gün bütün kaldırımlarda şemsiye gibi gölgesi olan ağaçların ekilmesi çok zor olmasa gerek.

Zor olmadığını biliyorum ama her nedense Urfa kaldırımları ağaçlardan arındırılmış ya da hiç ekim yapılmamıştır.Oysa tek başında kaldırımlarda iki metrede bir gölge yapan ve serinlik yayan ağaçlar ekilse sıcaklığın hissedilen derecesi birkaç derece aşağıya çekilecektir.

Yine suyun serinlik veren gücünü kentin sokaklarına, cadde ve evlerine yaymanın bir yolu bulunmalıdır. Üç beş süs havuzu bu meseleyi çözmekten çok uzaktır. Kent merkezinde, çevresinde, ilçelerinde hatta köylerinde suyu hem serinlik mekanizmalarına, yeşil alanlarına akıtmak, hem de tarımsal faaliyetlere yönlendirmek büyük bir rahatlık verecektir.

Türkiyenin en az orman dokusuna sahip Urfa’nın hızlı bir şekilde ağaçlandırma yapması gerekirken, başta belediler meseleyi  üç beş küçük park yaparak çözebileceğini düşünmektedir.

Oysa bir beton çölüne dönen Urfa’da yeşil alan oldukça azdır, orman yok denecek durumdadır. Her ilçenin, her köyün bir ve birkaç yeşil alanı olması çok mu zordur?

İnsanların nefesleyeceği alanları yaratmak yerel yönetimlerin, valiliklerin işi olmasına rağmen,ormanlaşma yıllardır bir kısır döngüye dönmüştür. Bazı alanlarda ekimi yapılan ormanlaşma sahaları da tek tip yani İran Çamıyla donatılmıştır. Oysa çamın yanında, yapraklı ağaç ekimi hem toprak yapısını koruyacak, hem de sıcaklık ortalamasını kısmen de olsa düşürecektir.

Ama görünen o ki ağaç, su ve orman yönetimi konusunda oldukça ketum davranılmaktadır. En acil işler arasında olmasına rağmen, yeşillendirme oldukça yavaş ve yok denecek kadar azdır…

Umarım ki yanılıyorum.

Yanıldığımı görmek ve yeşillendiğine tanık olmak istiyorum.

Son söz Urfa’yı seviyorsak, mevsimsel özelliklere göre imar planı, yeşil alanlar ve daha az katlı yapılar için adım atmalıyız.

Beton bloklar sıcaklığı artırıyor, yeşili öldürüyor, yaşamı kısıtlıyor…