İçeriğe geç

Sıcak, her şey sıcak. Hatta sıcaktan da öte…

 

Birkaç gündür sıcak hayatımıza bir kara basan gibi girmiş durumda. Öylesine bir sıcak ki, insan bir yere koyamıyor, tarifini yapamıyor, etkisini anlatamıyor. Sürekli yanan bir ateş topuna dönen güneş ve gözleri kör edercesine parlayan ışık hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.

Herkes bir yerlerde beklemede. Havaların birazcık olsun düzelmesini, sıcaklığın birkaç derece düşmesini umut ediyor. Tabi bu kavurucu ateş altında çalışanlar, topraktan verim almaya çabalayanlar da var. Onlar ateşin bir parçası olarak, yanarak, eriyerek yaşamlarını sürdürüyorlar.

Gündüz bir hayalet kentlere döndü bizim buralar. İnsanlar gölge bir yer, serin bir ortam arayıp, duruyor.

Mevsim yaz, sıcak muhteşem demeyeceğim, çünkü korkunç. Deniz ve kumda sıcağa güzellemeler dizenleri bizim buralara davet ediyorum. Sıcaklığın gerçek yüzünü görsünler diye. Misafir ederiz, derece 45, yemekler de sıcak ve sıcak kadar da acı. Her şey sıcak, hatta sıcaktan da öte. Gökyüzü yanıyor, yeryüzü yanıyor ve bir de insan eliyle çıkarılan yangınlar, harlanan ateş var.

Dayanabilen gelsin, valla misafir ederiz.

İçten ve bütün sıcaklığımızla.

Buyrun Mezopotamya sofrasına.

Bizim buralar, bildiğim, bilmediğim,gittiğim, gitmediğim bizim buralar, yani Mezopotamya diye bilinen, yeryüzün en eski köşesi. Eski olmasından mıdır nedir, bir acayip yanıyor, altan alta kaynıyor. Her yaz aynı dertten muzdaripiz. Yazları çok sıcak geçer. Öyle sıcak ki insan adeta erir, sıcaktan kavrulur.

Mezopotamya, Dicle Fırat arası, kimisine göre verimli hilal yani. Kuru bir dalı  toprağa gömsen, bir süre sonra yeniden filizlenir, dal budak verir.

Ama mesele şu ki, yeşeren, dal budak veren kuru dalı yaşatmak her zaman büyük sorun. Ne üzerinde ki canlılar Mezopotamya doğasının olağanüstü çabasına içselleştirebiliyor, ne de dirilmeyi kendilerine karşı başkaldırı olarak algılayanların rızası var bu dirilişe.

Her şey tetikte, sıcak bir tabanda kaynıyor, yakıcı bir rüzgarın esintisi oluyor.

Mezopotamya bu. Her şeyin kendi zıttıyla var olduğu, geceyle gündüzün koyun koyuna yattığı bir coğrafya.

Tarihten önce var olan, varlığını sürdüren ve asırlarca ayakta kalan bir coğrafya. Varlığını iki nehrin kültüründen, kadimliğinden, asiliğinden alan ve harmanlayan bir eski aden.

 

Mezopotamya için yakıcı sıcakların en yoğun yaşandığı demler, bu günler. Sıcaklık yer yer 45 dereceyi buluyor.

Niye ki?

İşte öyle.

Sebebi yok. Birileri incir sıcağı  der, kimisi üzüm sıcaklığı.

Bu nedenle bizim buralarda cevabı olmayan sorulara, işte öyle  diye cevap verilir.

Müthiş bir cevap.

Nereye çeksen gider, her şeye yeter.

İşte öyle.

Yaz mevsimi benim için korkulu bir rüya gibidir. Kış bitimi ve bahar mevsimi benim için romantizmin demidir, yaz ise çekilmez,yakıcı bir süreç gibi.

Hele yükselen sıcaklık yok mu, bütün yaşama sevincimi alıp, götürüyor. Sıcaklık öylesine artıyor ki, hiç Güneş doğsun istemiyorum.

İnsan hep gece olmasını ister mi, yalana gerek yok, 45 derecede yanmaktansa, gecenin hafif esintisini tercih ederim. Yaz mevsimi Mezopotamya için zorlu geçen mevsimdir. Tıpkı bazı yerler için zorlu geçen kış mevsimi gibi.

Sıcaklık öylesine yakıcıdır ki,her şey sararır, kararır ve yanar.

Yazın özellikle ovalarda sıcaklık 45 derece olurken,  yüksek dağlarında kısmen de olsa  serin bir mevsim yaşanır, sular akmaya devam eder, doğa yeşil örtüsünü  birazcık da olsa korur;  serin bir ortam yaşanır.

Ovalarda doğa sıcaktan kavrulurken, her şey sararır.kurur ve rüzgarın insafına kalır, yüksek rakımlı dağlarda, yaylalarda serinlik insanın içine işler ve yazın ortasında üşüttüğü de olur.

Mezopotamya böylesi derin çelişkilere ve zıtlıklara sahiptir. Bir  yanı derin vadi ya da dağ silsilesi, bir yanı alabildiğince uzanan som sarı ova. Kurumuş bitki örtüsü, yanan toprak ve arada bir esen sıcak rüzgar.

Her şey sıcaktır yaz mevsiminde,yemekler, aşklar ve kavgalar. Öylesine sıcak ki insanı kavuran ve yakan cinsinden…

Coğrafyasının  derin çelişkisi hayata, duygulara, yemeklere ve aşklara yansır, kendisini orada yaşatır.

Mezopotamya bin bir renkli bir gökkuşağı gibi yağmurdan yağmura kendini yeniler ama acıdan ve sıcaktan yana şansı azdır.

Hep yangınlarda, sıcaklarda kavrulur. Kavrulur ama büyük aşklara da yataklık eder, küllerinden yeniden doğar.

mesopotamian_city_by_r_w_shilling-d31h7ig-1-768x480Yanmak ve yeniden küllerinden doğmak.

Bir Mezopoatamya miti gibi…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: