İçeriğe geç

Akşam kızıllığında bir İstanbul Güncesi

82599662_553826712141259_5416424093534650368_o...Denizin keskin kokusu ve kentin ürkütücü uğultusuna rağmen, Galata Köprüsü, Eminönü, Karaköy ve Sirkeci her daim kalabalıktır.  Binlerce, on binlerce insan gün içinde buraya akar. Öylesine bir akış ki, bazen adım atacak yer kalmaz, kıpırdayamaz insan, ite kalka ilerler ancak.

Kimisi yolcudur; zamanı ,akçesi azdır, kimisi seyyahtır, tarihin ayak izlerinde yürüyen. Kimi de tüccardır her türlü malı alan, satan, pazarlayan.

Kimisi berduştur, dünyayı şeş beş gören, bağrını lodosa açan,kimisi seyyar satıcıdır, simitçi, kestaneci, çaycı.

Kimisi aşıktır sırıl sıklam.

Bin bir türlü insan yani.

Sığınacak bir yeri olmayan, kalabalıkların arasında, sırtında evi dolaşan yoksullar, evsizler gelir, rıhtımda tutunmaya çalışır, soğuk iliklerine işlemeye başlayınca, sığınacak yer arayışı başlar.

Bir karınca misali insanlar akar köprüye, her dinden, dilden, kültürden. Bütün yollar köprüye çıkar, akar delice.

Martılar çığlık çığlığa, deniz yüzeyinde balık arar, dalar mı derinlere, bilemem. Kanadında şairler, yazarlar karışır güneşin  menzile, dinler uzaktan uzağa,  açılır yönleri, yürekleri. Bir Garip Orhan Veli gelir akıllara.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

“Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.” *

 

Bir de olta balıkçıları vardır Galata Köprüsünde. Her daim oltalarıyla demir korkulukların arkasında dikilen, büyük bir sabırla balık bekleyen, gecenin 04’ünde uyanıp, uzak semtlerden gelen, köprünün sağında, solunda yer kapıp, oltasını Haliç’e atan, gün boyu her türden balık tutmaya çalışan insanlar vardır Galata Köprüsünde.  En çok istavrit yakalar balıkçılar, ara da bir çinakop ve belki lüfer.

Adını bilmediğim balıklar, çeşit çeşit balıklar takılır oltalarına.

Ama burası balığa pek elverişli değilmiş. Marmara’nın daha elverişli koyları varmış. Ben değil, balık tutanlar söylüyor, ama buranın bir albenisi var. Hem kolay gelinen hem de istenilen saate terk edilen bir yer olması, olta balıkçılarının yıllardır, belki bir asırdır uğrak yeri olmasına neden olmuş. İlk defa 1875 yılında yapılan köprünün bu denli rağbet göreceği tahmin bile edilmemiş, iki asırdır insan seli akıyor köprüye ve bu nedenle oltacıların da tercih oluyor.

Oltacıların kimisi yoksuldur, kimisi asgari ücretli bir işçi. İşsiz olanı da var, kendi işine takılanı da. Sığınmacılar, mülteciler ve balık seven her kesimden insan buradadır.

Bir, kadınlar görmedim balık tutarken, oysa duymuştum birkaç kez,  Galata Köprüsünde kadınların da balık tuttuğunu.

Hayal mayal zihnimde kalmış, emin değilim yani.  Belki de denk gelmedim, kadın oltacılara. Mutlak vardır, hatta kesin vardır.

Balık tutmak bir tutku işi olsa gerek. Yoksa kim çeker, bunca zahmet ve eziyeti. Bir yaşam biçimi demek belki daha doğru olur. Galata Köprüsünde oltayı denize sallamak, sadece balık tutma anlamına gelmez, bir sosyal aktivite desem belki daha yerinde bir tanımlama olur.

Çoğu arkadaş çevresiyle gelir köprüye. Gecenin bir yarısında, ya da sabahın köründe. Yoksa her yer tutulmuş olur, bu durumda eli boş döner insan. Çay demlenir, sigara ikram edilir, koyu sohbetler yapılır balığa , ülke gidişatına dair.

Yan yana, sırt sırta balık beklenir Galata Köprüsünde.

Kimisi gün boyu üç beş tane ile yetinir, kimisi daha fazla balık çeker. Canlı canlı satan da vardır, yakaladığını hemen oracıkta tavada kızartıp, afiyetle yiyende. Bu yolla geçinen var mıdır, bilemem. Zan etmem ama geçim derdinin insanları ne hale düşürdüğünü görünce, üç beş balık bile insana can simidi olur.

Galata Köprüsünde hır gır da çıkar bazen, kavga da. Bu insan kalabalığında başka hali mümkün müdür acaba?

Havalar soğuyunca balık çoğalır, çeşit çeşit balık takılır oltaya. Her balık için ayrı yem, ayrı olta gerekse de çoğu iki olta kullanır.  Yem olarak ya kurtçuklar ya da hamsi balığı takılır, sivri uçlu çelik iğneye.

Yani tuzağa yem olarak, yine balık takılır. Balık balığa gelince, kendisi yem olur artık.

Oltacıların en yaşlısı ya da en deneyimlisi Kafur İlmi, 69 yaşında olmasına rağmen, balık tutmaya gelir Galata Köprüsüne.  46 yıldır aynı alışkanlığı devam ettirerek, yaşama tutunmuş. 46 yıl dile kolay. Bir ömür demek daha doğru. Kafur İlmi’nin elleri soğuktan donsa da, büyük bir ustalıkla yemi geçirir iğneye, rasgele deyip atar Marmara’nın soğuk sularına. İzmir’lidir kendisi, balığı bilen yerden. Bazen deniz cömert davranır, bazen oldukça kıt verir balığı. Sorun yapmaz İlmi. Bir daha, bir daha gelir balığa. Oltasını taşıyabilecek gücü buldukça geleceğini söyler.

Yakup Kalecik uzak diyarlardan, Mezopotamya kentlerinden gelmiş İstanbul’a. Yabancısı olduğu kentte yerleşmiş, bir tekstil atölyesinde çalışarak yaşama tutunmuş. 20 yıldır İstanbul’da.  Balığı, balıkçılığı burada öğrenmiş ve son üç beş yıldır merak salmış olta balıkçılığına. Hafta sonları takılıyor oltasıyla. Gece geldiği de oluyor, gündüz geldiği de. Henüz çok balık yakalayamıyor ama umudunu yitirmeden gelmeye devam ediyor.

“Balık bağımlılık yaptı, bu nedenle her hafta geliyorum balığa. ” diyor.

Balıkçılara, etrafa, balık kokan denize ve yedi tepeli kentte dalıyor gözlerim. Büyük bir uğultu, insanı yoran bir gürültünün ortasındayım. Gökyüzü akşam kızıllığında, herkeste bir teleş var. Bir yerlere yetişme telaşı.

Bir evsizler mecalsiz, bir de ben.

Yönümü Beyazit’e çevirerek, dar ve dolambaçlı yokuşlara dalıyorum, yorgun ve argın…

Arkamda onlarca balıkçı, soğuk ve sert rüzgara, denize karşı sabırla, inatla balık beklemekte…

Köprü ise yaz kış oltacıları ağırlamaya devam eder.WhatsApp Image 2020-01-19 at 17.01.12WhatsApp Image 2020-01-19 at 17.01.39

WhatsApp Image 2020-01-19 at 16.35.46WhatsApp Image 2020-01-19 at 17.07.13 (1)

 

 

 

 

 

 

 

Kategoriler

Genel

ŞeyhmusÇakırtas Tümünü göster

Işığa sevdalı birisiyim. Elimde iki diploma, bir KHK belgesi var. Değişik düşüncelere açık olduğumu ifade edebilirim. Kural,kaideleri çok sevmem, ama ilkesiz de yaşamam. Fotağraf ve yazı peşinde ki yolculuğum henüz orta okul sıralarında başladı. Yıllardır da devam ediyor.Henüz iyi bir fotoğraf emekçisi olamadım, bir kitabım olmadı. Hayatımın karesi için gezmeye, o kareyi yakalamaya, kalemi oynatmaya çalışıyorum. Mutlaka bulacak, kaf dağında olsa da fotoğraflayacağım diye düşünüyorum.
Belgelemek, yoksul ve yoksunların duygularını ölümsüzleştirmek hoşuma gidiyor. Sokakları seviyorum, insanları, değişik kütürleri, tarih ve doğayı seviyorum. Bir de sevmediğim bir şey var. Saydıklarıma tezat olan, yıkan ve yok eden savaşı hiç sevmiyorum...
Bu yolda bana destek olmanızı istiyorum. Destek derken yazdıklarımı okuyun, fotoğraflarımı inceleyin, hesabımı takip edin ve beni acımasızsca eleştirin...
Hatta siz de fotoğraflayabilir, yazabilir ve blogumda yayınlaması istiyebilirsiniz.
Sizinle canlı bir ilişkilenme sağlayabilirsem, mutlu olacağımı, çok şey öğreneceğimi biliyorum...
Hepimize selam ve saygılarımla..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: