Kadim zamanlardan kalma dövme geleneğinin geçmişi insanlık tarihi kadar eski olduğu tahmin ediliyor. İlk defa kimler tarafından, ne zaman yapıldığı belli olmasa da,  binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu  söylemek mümkün.  Kürtlerin deq, Arapların  wesm, Aprupalıların Tattoo dediği eski usul dövmenin en büyük özelliği bir ömür kalıcı olması. En silimez mürekepten, en etkili boyadan daha etkili ve asla silinmeyen bir özelliğie sahip. Bir kez yapıldığında, bir daha silmek, yok etmek mümkün olmuyor.

1991 yılında Avusturya-İtalya sınırında bulunan Alplerde buzullar arasında sıkışıp kalan, adına buz adam denilen ve 5 bin yıl önce avcılık yaptığı sırada öldüğü düşünülen kişinin bedeninde çok sayıda dövme olduğu tespit edilmiş.Yine Antik Mısırlılarda da bu geleneğin sürdüğü, çok sayıda kişinin dövme yaptırdığı, o dömenden kalmış mumyalardan anlaşılıyor. Antik Yunan’da, Roma’da dövme olduğu tarihi belgelerden anlaşılıyor.

Bu kadim geleneğinin yaşatıcıları giderek azalsa da, Mezopotamya coğrafyasında  yüzünde, elinde, kolunda deq yani dövme görmek her zaman mümkün. Özellikle 50 yaş üzeri kadın ve erkeklerde raslanılan deq daha çok kadınlar tarafından tercih edildiği görülüyor. Deq geleneğinin Afrika kökenli olma ihtimali olsa da, binlerce yıldır Mezopotamya’da yaşayan her milletten  insan,  vucudunun değişik bölgelerine dövme yaptırmış.

Deq tam olarak hangi amaç çerçevesinde yapıldığı anlaşılmasa da günümüze ulaşan bilgilere göre en eski çağlarda insanların sağlık amacıyla dövme yaptırdıkları anlaşılıyor. Bir tür tılsım ya da bir aidiet işareti gelen bedendeki işaretler,  her toplumun ihtiyacına göre insan  varlığını yaşatmış ve bir çok hastalığa şifa gelir diye  yapılmış. Tılsım, nazar ve güzelleşmek amacıyla yapılan dövmeler, aynı zamanda bir soy işareti olarak da kullanılmış. Yıllarca dövme bir tanınma, tanıtma aracı olarak insan bedeninde varlığını korumuş.  Romalılar esir ve kölelerin alınlarına dövme yaparak, her yerde tanınmalarını sağlıyorlardı. Mezopotamya’da her kabile, her topluluk, aşiret kendine has bir işaret kullanmış olduğu yapılan dövmelerden anlaşılıyor.Süryanilerin, Ezidiler, Müslümanlar her toplum kendi kültür ve inancına göre dövme şekilleri oluşturmuş olduğu anlaşılıyor.  Dövmelerde doğurganlığı artıran işaretler mi desen, kahramanlığı ifade eden şekiller mi desen, bütün motifler belli bir anlam yüklenerek bedenlere işlenmiş. Her inanç, her etnik yapı, her kültür kendine göre bir anlam biçmiş ve deqın asırlarca varlığını sürdürmesini sağlamış.

İnsan bedenine işlenen bu işaretlerin ömür boyu silinmeden kalması da bambaşka bir anlam ifade ediyor. İnsan vucuduna işlediği şekillerden bir daha kurtulamıyor, bir ömür taşımak zorunda kalınıyor. Bir nevi künye. Acıyla, kapkara isle yoğrulan, anne sütüyle beslenen ve iğne ucuyla bedene  kazınan bir künye.  İnsanın uzvu gibi kendisinde yaşayan olağanüstü bir künye.

Rahmetli annemin iki kaşının arasında ki kalan boşlukta beli belirsiz bir dövmesi vardı. Deq derdik biz. Hikayesini defa kez sorsakta pek anlatmazdı annem. Çünkü yaptığının ertesi gün pişman olmuş ama artık iş işten geçtiği için bir ömür dövmesiyle yaşamak zorunda kalmıştı.

Birkaç kez üstelensem de hikayeyi anlatmayıp, “Ne yapacaksın deqımı. Öylesine yaptırdım işte.” derdi hep.

Aradan zaman geçti, ben deq hikayesini unuttum ama annem unutmamış olacak ki, bir gün sanırım hiç bahsi geçmediği halde, kendi kendine hikayeyi anlatmaya başladı.

“Henüz 8-10 yaşlarındaydım. Zaman zaman köyümüze buğday, un, yumurta dilenmek amacıyla  göçebe hayatı yaşayan, bizim Qeraçi dediğimiz kadınlar gelirdi. O günde bir kaçı eşya toplamak için  erkenden köye geldiler. Bir süre ev ev dolaştılar, sonra da içlerinden bir ikisi dövme yapmak için evimizin dış duvarının dibine oturdular. Hemen etrafını çocuklar, genç kızlar birikti ,birkaç dakika içinde bir iki kişinin eline, alnına deq yapmaya başladı.

Ben de keraci kadınları izlemek üzere  evden çıktım. Eli öylesine çabuk işliyordu ki, hepimiz şaşkın şaşkın bakıyorduk. Benim hiç niyetim yokken, oturdum kadının karşısına.

Ne ben konuştum, ne de o bir şey sordu. Başladı elindeki iğneyle alnımın ortasında bir şeyler yapmaya. Canım acısa da, gıkım çıkmadı. Kadın ise işini büyük bir ustalıkla anne sütüne karıştırdığı  isli karışımı,  iğneyle anlıma aktardı. İğneyi bir simsiyah merhem gibi olmuş karışıma, bir alnımın ortasına batırıp, işini birkaç  dakikada bitirdi.

Böylelikle benim de bir dövmem olmuştu.

Ben o gün yüzümdeki yaramı saklaya saklaya evde dolandım. Biraz acısa da, dayanılacak düzeydeydi. Annem biraz homurdandı ama bir şey söylemedi.

İki gün sonra yara işileşti. Ben deqı unuttum. Bu gün kü gibi evimizde bir aynamız da yoktu. Annem pek bir şey söylemedi. Ama babam gördüğünde kızdı tabii.

Ben babamın kızmasından sonra defalarca yıkadım, zamanla çıkacağına inandım. Hatta söyleyebiliirim ki günde on defa yüzümü yıkadım bu nedenle.

Alnımın ortasında bir ters çatal (ters v) işareti yapılmıştı. Ne anlama geldiğini de bilmiyordum.  Her şey değişti ama dövmem değişmedi. Bir ömür benimle yaşadı.”

Annem 72 yıl boyunca alnında deqiyla yaşadı ve dövmesini mezara kadar götürdü. Araştırsam da ne anlama geldiğini çözemedim. Başka yaşlı kadınların alında da aynı işareti gördüm ama anlamını söyleyen olmadı.

Dövme nasıl yapılır?

Kalıcı dövme yapmanın bir takım yolları olsa da, Mezopotamya’da tek bir yöntem kullanılıyor. Genellikle kadınların yaptığı dövme için anne sütü, hatta kız çocuğu doğuran lahusa kadının sütünün olması tercih ediliyor. Bunun da mitolojik bir kökene sahip olduğu söyleniyor.   Ateşte uzun süre kalmış kazanın isi kazınarak, sütle bir karışım elde ediliyor.Elde edilen karışım bildiğimiz basit iğnesinin yardımıyla derinin altına mikron mikron itiliyor, iğneyle dövülüyor.

Dövme yapılan yerde derin olmayan bir yara açılıyor, bir iki günde kabuk bağlayarak iyileşiyor ve derinin altına sızan karışım  yeşilimsi bir renk alarak,  ömür boyu silinmez bir iz olarak kalıyor.