Üç Antep var, bir Antep içinde


Antep yöresinde yıllardır söylenen bir türkü var. Ne zaman, kim tarafından söylendiği bilinmese de, türkünün konusu çok tanıdık. Yeni nesil haşıl meselesini bilmese de, bu gün de yaşanılanlar türkünün tıpa tıp aynısı.Ödenmeyen yevmiyeler, kapı önüne konulan işçiler ve asgari ücretliler…
Hikaye aynı hikaye, değişen sadece zaman ve mekan.
Alatirik söndü kalkın haşıla
Haşılı da getirin çökün başına
Çifte kurşun değsin nezzik taşına

Gözlerin kör ola ölesin usta
Böyle zulum m’olur teze halfiye

Ustamızın giydiği samanı sarı
Usta seni soksun al kızıl arı
Usta paran yoksa etme bu kârı

Gözlerin kör ola ölesin usta
Böyle zulum m’olur teze halfiye

Haşıl parasından bulgur kaynattık
Mangal maşasından saçımızı kıvrattık
Ustamızın düğününde kızlar oynattık

Gözlerin kör ola ölesin usta
Böyle zulum m’olur teze halfiye

Bir direzin çektim iki sedirlik
İçinde kırıldı zavallı mekik
Yenisini almağa yoktur metelik

Gözlerin kör ola ölesin usta
Böyle zulum m’olur teze halfiye

Gaziantep'in 'kutnu'su lezzetlerinden de meşhur - Seyahat Haberleri

Her şey bu türkü ile başlamadı elbette ama bu türküde anlatılan, Antep endüstri tarihinin bir özeti gibi. 15 yy’dan bu yana endüstri sayılacak küçük işletme için merkez olan ve giderek kendine has bir üretim sistemi kuran Antep, tam 500 yıldır pamuk ve ipekten elde edilen kutnu kumaşla anılıyor. İpek’i pamukla buluşturup, maliyeti düşüren Antep şimdilerde unutulan ve daha çok özel günlerde giyilen Kutnu Kumaşın merkezi. Gerçek kutnu üretimini yapan birkaç atölyeye rastlamak mümkün. Kutnu Kumaşın eski popülerliği yok ama kumaşın yeniden görünür kılındığı ve özel günler için üretildiği görülüyor.Kutnu kumaş Antep kentini asırlar boyu ayakta tutan bir harç misali, endüstrileşmesinde büyük bir katkı sunmuş. Eskiden beri dokuma alanında bir adım önde olan Antep Akdeniz’in ılıman havasında, bir dağ dokusu yaratmış ve Ortadoğu’ya kapı olmuş. Bu nedenle bütün gezginler son beş asırdır Antep’i Mezopotamya’ya açılan kapı olarak nitelendirirler.
Tarihe mal olan Kutnu kumaş elbette başka coğrafyalarda da üretiliyordu ama sanırım Antep dokuma tezgahlarını sürekli geliştirdi ve günümüze kadar getirdi. Evde başlayan küçük tezgahlar zamanla üretimi hızlandıran makinelerin eklenmesiyle endüstriyel hikayeler kazandı.

Yüzyıllık saray kumaşı 'KUTNU' kursiyerlerin elinde şekil alıyor - Hakimiyet


16 yılın başında Yavuz’la Osmanlı’nın hakimiyetine giren Antep dokuma atölyelerinin ünü padişaha kadar gittiği yazılıdır. Bu dönemde Kutnu Kumaş, Saray Kumaşı olarak anılır. Kervanlarla saraylara taşınan pamuk ipek karışımı kumaş, hem gösterişli ve zarif olmasından kaynaklı olarak, saray çevresinde çok ilgi görür.

DSCF8687.JPG


Böylelikle Antep daha fazla kumaş üretmek, ürettiklerini pazarlamak için stratejik bir yere döner.
Ta ki 1900 yıllarına kadar. Dünyada alt üst oluşların yaşandığı I.Dünya savaşı öncesi ve sonrası Antep savaşın faturasını kent dokusunun büyük kısmını kaybederek öder, demografik yapısı büyük yara aldı. Özellikle Ermeni ve Müslüman olmayan ustalar kenti terk etmek zorunda kalır ve dokuma atölyelerinin büyük kısmı kapanır, kent bir buhranı yaşayarak, görkemini kaybetme tehlikesi yaşar.
Cumhuriyet’in ilanından sonra da buhran bir süre daha devam eder ve II.Dünya savaşında buhran avantaja döner. 1945’lerden sonra yeniden küçük işletmelerin üretime başlaması göze çarpar. Bu yeniden üretim mekanizmasının kurulmasında hiç kuşku yok ki, devletin bazı alanlarda iktisadi kuruluşları destekleme ve inşa çalışması etkili olduğunu söylemek mümkün.. Ancak asırlardan beri küçük atölyelerin varlığı, yeniden endüstrileşmeyi kolay kılmış, Antep’i Türkiye’nin önemli sanayi kentleri arasına girmesini sağlamıştır.
Bu gün çok sayıda endüstriyel fabrikanın kentte olması, dokuma sanayinin hala merkezi olması bir tesadüf olmasa gerek.

DSCF0404.JPG


Beş asırdır Osmanlıca desteklenen ve Cumhuriyet’ten sonra da kamu yatırımlarını, destekleme programlarının bir kısmını çeken Antep, Mezopotamya ve Ortadoğu’ya açılan iktisadi bir kapıdır. Doğu ile batının sentezlendiği, batının sonlanıp, doğunun başladığı bir kenttir.
Cumhuriyet öncesi bazı sakinlerini kaybetse de halen çok kimlikli bir kent olma özeliğini korur. Dışarıdan göç alan ve aynı zamanda dışarıya da göç veren ilginç bir toplumsal dengeye sahip kent nüfusu 2020 rakamlarına göre 2,2 milyon civarındadır.
Suriye savaşından dolayı yaşanan göçle gelenlerin sayısı eklendiğinde nüfusun zaman zaman 3 milyonu aştığı görülür.
Kent son 30 yıl içinde iki büyük göç dalgasıyla karşı karşıya kaldığı görülüyor. Birinci göç dalgası 1990 yıllarında yaşanan köy boşaltma ve çatışmalı süreç özellikle Siirt, Şırnak, Mardin, Van illerinden yoğun bir göçün yaşanmasına neden oldu. Buralarda tarım ve hayvancılıkla uğraşan on binlerle ifade edilen aile yerlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda kalınca soluğu iş olanakların olduğu sanayi bölgelerinde aldılar. Kimisi deniz aşırı ülkelere sığınsa da, asıl göç batıya, İstanbul’a oldu.Sonra belki de en fazla göçün yaşandığı il Antep olduğunu söylemek çok abartı olmaz. Ne kadar kişi göç etmiş bilmiyorum ama yaşanan göç hareketleri çok sayıda ailenin yerinden, yurdundan ayrıldığını bize gösteriyor.

IMG_8861.JPG


Bu gün Antep merkezde bazı mahalleler resmi olmasa da Vanlıların, Siirtlilerin, Cizre, Suruç, Bozova adıyla anılır, yoğunluk göze çarpar. Bütün mahalle Cizrelidir demek mümkün değil, ama 1990’larda yaşanan göçün yarattığı bir kümeleşme alanlardır demek mümkündür.
Bu yoğunluk 1990 yılların çatışmaları sürecin ürünüdür. Binlerce insanın göç sonucu, bir anda ucuz iş gücü olması ve Antep gibi kentlere transfer olması yeni bir iktisadi hareketlenmelere neden olduğu ortada. Hatta belirtilen tarihlerde Siirt, Şırnak ve Van çevresinden bazı varlıklı ailelerin de Antep’i tercih ettiği, iş kurma amacıyla kentte göç ettikleri biliniyor. Böylelikle göç sadece sığınmak amaçlı olmamış, sermayelerini korumak ve yeni sermaye kazanmak amacıyla da olmuştur.
İkinci büyük dalganın nedeni ise Suriye Savaşıdır.
Bu gün kentte Suriye’li nüfusu kesin bilinmemekle birlikte 500 bini aşkındır. Bu nüfusun büyük kısmı varoşlarda ucuz iş gücü olarak yaşar, bir kısmı ise savaştan kurtarabildiği sermayesini kentte taşıyarak, işlerini kurma çabasında olmuştur. Gelenlerin mülteci olmadıkları açıktır. Belki sığınmacı demek de yeterli olmayacaktır. Tanımsız ama de facto durum kentin sosyopolitik yapısını ciddi etkilediği söylemek mümkündür. Kent yabancısı olmadığı bir dünya ile daha fazla içli dışlı olmaya başlamıştır. Suriye’den gelenlerin hepsinin ucuz iş gücü olduğu söylemek doğru olmaz. Oldukça büyük ölçekli şirketler yönetenlerin de olduğu duyuluyor, gözleniyor.
Bu nedenle Antep üç katmanlıdır artık. Yan yana, iç içe ama biraz ayrık.
Yoksullar, Sığınmacılar ve üretim tezgahlarını elinde bulunduranlar.
Bu kent imarına da bariz bir şekilde yansıyor. İç içe geçmiş, derme çatma evler ve işçi aileleri için inşa edilen özensiz beton bloklar ve lüks siteler…


Yoksul ve eski kent ahalisinin yaşadığı eski mahallelerim içlerine doğru gidildiğinde yoksulluğun sokaklara kadar taştığı görülür. Keza aynı şey yeni yerleşim yeri olan ve üst gelir sahiplerinin oturduğu semtlerde de görülür. Bir farkla İbrahimli ve çevresinde yoksulluk yerine,zenginlik sokaklara kadar taşmıştır..
Her şey tezat bir şekilde gelişiyor. Dar, rutubetli bir göz odanın yanında ,gökdelen tarzı sitelerin varlığı da göze çarpıyor.
Son yıllarda yapılan çok katlı binaların kentin genelinden görüldüğü gibi, halen briketten yapılan tek katlı gecekonduların da varlığı söz konusudur.
Eski Antep’te geçmişin izi, turistik öğelere dönerken her şey başkalaşarak varlığını sürdürüyor. Tepeler isim değiştiriyor, isimler siliniyor, zihinlere yeni simgeler kazınıyor.
Kentte bildiğim kadarıyla gerçek anlamda faaliyet yürüten kilise, havra yok ama eski kilise ve havralar başka mekanlara dönerek, turizme hizmet veriyor.
İşçi sayısı, fabrika ve lojistik merkezleri kenti çekim merkezi yaparken, kent dünyanın mutfağına aday. Her şey kutnu kumaş ile başlasa da, fıstık, baklava ve zeytinle devam ediyor.
Gelenler, gidenler ve Çin’e rakip olmayı hayal edenler Antep’i oluşturuyor. Asgari ücretliler, kol, kanatla geçinenler, yoksullar,sığınmacılar… oluşan gettolar, giderek kalabalıklaşan kitleler…
Yani işin özeti artık üç Antep var, bir Antep içinde…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s