Baharsız kentin serencamı

Bizim buralarda istisnalar hariç mart dedin mi bahardır. Güneş yüzünü gösterir ve hava aniden ısınır.  Bundandır ki bahar  pek yaşanmaz. Sıcaklık birden bastırdığı için, direk yaza girilir. Bizim bahar mevsiminde gördüğümüz sıcaklığı, yüksek rakımlı memleketler yazın ortasında görür. Neyse ki bu yıl havaların soğuk ve yağışlı geçmesi nedeniyle kış hem uzun sürdü, hem de mart boyunca zaman zaman etkisini gösterdi, kar bile yağdı, yağmurlu bir süreç yaşandı, mevsim aslına, normale döndü.

Ve  bahar,

Nisanla geldi, bütün coşkusu ve güzelliğiyle.

Her ne kadar kent kalabalıkları her şeyi kurşuni bir havaya dönüştürse de,  dağlara, yaylalara bahar geldi. Toprak ısındı, çiçekler açtı ve ağaçlar yapraklandı.

Bahar geldi.

Ve ben kentin ağır, kurşuni havasında,  geciken baharı ararcasına deliler gibi sokak sokak geziniyorum. Kentin en kalabalık meydanında, köşe başında nergis satan seyyar çiçekçi gözüme ilişiyor. Mavi plastik leğende, kökleri suda olan nergisleri görünce adımlarım kendiliğinden duruyor. Ne zaman nergis görsem bir yerlerde karların eridiğini, dağlara bahar geldiğini düşünürüm. Çocukluğumda böyle öğrendim, böyle gördüm, bu nedenle hala öyle bilirim. Beynim nergisle baharı özdeşleştirmiş bir kere. Nergis her daim bahar kokuyor zihnimde. Kokusunu çekiyorum içimden, içime.

Ben dağ nergisi düşlerken satıcı  “Sera malı nergis” diyor. Duraksıyorum bir an. Elim geri geri gidiyor. “Sera malı abi, dağ nergisi kaldı mı ki?” diyor.

Almaktan vazgeçiyorum bir an, sonra nergis diyorum kendi kendime. İçimdeki dağ nergisinin özlemini gidermese de sonuçta nergis diye bir demet alıyorum.

Ellerim ıslanıyor, nergislerin kokusunu içime çekiyorum. İçimdeki kokuyla aynı değil ama yine de baharın deli dolu kokusunu hatırlatıyor. Bir dağ esintisi, nergislerin büyülü kokusu sarıyor bedenimi. Bütün çiçekler, renkler, kelebekler raksa kalkıyor içimde.  Bir an bahar oluyor her taraf. Şiir kokuyor bütün çiçekler,  aşka dair türküler ve yeniden var olmanın dayanılmaz güzelliği  zihnimde canlanıyor. Bir şelale gibi akıyor zaman, gökyüzü okyanus mavisine dönüyor gözlerimde.

Oysa bulut var, biliyorum realiteye yani içinde bulunduğum ana dönüyorum, elimde bahar kokan nergislerle.

Sokaklar kalabalık, yollar insan kaynıyor. Her kesimden insan. En çok da sığınmacılar giriyor kadrajıma, yoksullar, işsizler, kağıt toplayıcıları ve birbirinin farkında olmayan insanlar. Kalabalık yalnızlıklar gözüme ilişiyor.

Hava bahar tadında ısınmış olmalı ki terliyorum artık. Ben de kalabalık yalnızlıkların arasına dalıyorum. Kimse kimsenin farkında değil. Herkes kendi dünyasına gömülmüş, kendi başına yaşıyor, bir başına yürüyor.

 Kent meydanları kalabalık ama durgun. Sanki doğru gitmeyen bir şeyler var, bir suskunluk var ortalıkta, hüzün çökmüş zamana. Bir tıkanmışlık var, insanı rahatsız eden bir yılgınlık. Havanın gri tonuna, karanlık bulutlara yoruyorum insan yüzlerindeki bu serencamı. Arkamı dönüp yürüyor, kalabalığa karışıp, kenti dinliyorum. Kentin gürültüsü,  homurtusu zihnimi uyuşturuyor gibi.

Kalabalığa karışırken, beynim ikircikli davranıyor artık. Doğanın uyanışı içimde coşku yaratırken, hayatın realitesi baharı gölgeliyor ve baskın bir atmosfer yaratıyor.

Yine de umutlu olmak, yarına dair düşlerde baharı görmek gerekiyor diyorum kendi kendime. Teselli veriyorum yani. Hani haksız da değilim. Umutsuz, baharsız da olunmaz ki.

Elimde bahar kokulu nergisler,  insanların homurdanmalarını duyar gibi oluyorum. Çarşı huzursuz, çarşı ard arda gelen fiyat artışları altında inliyor sanki. Ekmek,  adalet ve eşitlik artık aynı kefede. Her şeyin ateş pahası olduğu bir dönemde, kalabalıklar arasında baharı karşılamaya, görmeye çalışıyorum.

Bahar mevsimi insanın yüreğine ılık bir yağmur gibi dokunur. Renkleriyle, sesleriyle ve yeniden dirilişiyle insanın yüreğine bir kelebek dokunuşu yapar. Zamanı az, etkisi çoktur. Bu nedenle bahar en kıymetlisi, en nazlısıdır mevsimlerin. Naif bir fotoğraf olan bahar, her zaman insanın içini ısıtır ve ruhunda bir tatlı tebessüm bırakır. Şiir tadında bir iz, gökkuşağı renginde bir görüntü yaratır.  Sonbahara inat yemyeşildir ve dirilişin türküsüdür ilkbahar.

Kendi kendime diyorum, yağmur başlasa, nisan yağmurlarında yürüsek, doysak şiirsel ortama, romantizm koksa sokaklar, beyaz çiçeklerin kokusunda raksa kalksa bütün doğa, iyi olur.

Çünkü bahar çiçekle gelir ve insan yüreğinde sıcak dalga yaratır, sonra daha yakıcı olan  yaza yerini bırakır. Bizim buraların özelliğidir. Yaz uzun, bahar kısa ömürlüdür. Çünkü güneş yakıcı olunca baharın ömrü kısa olur. Sarı sıcak bastırdı mı bahar mahar kalmaz.

Bahar biraz hayal, sonbahar hüzün, yaz ve kış ise çıplak gerçektir.

Tıpkı çarşı pazardaki gerçeklik gibi…

Siverek Karacadağ etekleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s