Bir köprü hikayesi

Bir köprü hikayesi

Fotoğraf: kizilinortaokulu.meb.k12.tr

Evliya Çelebi‘nin cennete benzettiği ve tarihi gelgitlerin sıkça yaşandığı Adıyaman‘a bağlı Besni İlçesi’nin eski yerleşim yeri, artık eski önemini kaybedip, ören yerine dönerken, kent dokusu sokaklarından kırsala doğru gidildikçe daha eski tarihi dönemleri yansıtıyor.

Özellikle Fırat kıyılarında antik çağların izlerini görmek mümkün. Eski Besni kendine has bir mimari özellik gösterirken, Fırat kıyılarında bulunan yapılar, köprüler, dikili taşlar Kommagene‘nin izlerini günümüze taşıyor.

Özellikle taş yapılar Kommagene uygarlığının varmış olduğu aşamayı gösterme açısından önemli.

Kommagene uygarlığı Orta Fırat’a akan dere ve çaylar üzerine kurduğu çok sayıda köprü ile dikkatleri 2 bin yıl öncesine çekiyor. 

Bu köprülerden en çok bilinen ise, Adıyaman sınırları içinde akan Cendere Çayı’nın üzerinde kurulan köprüdür.
 

kizilin-koprusu-yeni-1024x576.jpg

Fotoğraf: kizilinortaokulu.meb.k12.tr

Yüzlerce yıldır ayakta olan Cendere Köprüsü, Roma mimarisinin harika bir anıtsal eseri olduğu biliniyor.

Dönemin taş ustaları tarafından inşa edilen köprü, çağının en iyi yapıları arasında gösteriliyor. Sadece Cendere Köprüsü değil, buna benzer altı köprünün varlığı daha biliniyor.

Çoğu gezgin, bu köprülerden Cendere’yi bilir. Bunun dışındaki köprüler ise pek bilinmez. 

Cendere Köprüsü’nün bir benzeri de Besni sınırlarında akan Göksu Çayı üzerinde yapılan 1800 yıllık köprüdür.

Harika taş işçiliği ve kademeli yokuş tekniği ile inşa edilen köprü, o dönemin taş ustalarının sanatsal güçlerini görme açısından önemli bir yapıdır.

18 asır önce yöreye özgü beyaz taşlardan inşa edilen köprü, asırlarca Kommagene Krallığı‘nın ticaret yollarını birbirine bağlamış, stratejik önemini koruyarak başkent olan Samsato’ya giden yolları birleştirmiştir. 

Tarihteki ismi, Singas olan Göksu Köprüsü hem Cendere’yi andırıyor, hem de Kommagene Krallığı’nın özelliklerini yansıtıyor.
 

Şeyhmus Çakırtaş (6).jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Köprü, Gümüşkaya ve Ağcin köyleri arasında akan Göksu Çayı üzerinde inşa edilmiş. 

Toplam uzunluğu 150 metre olan tarihi köprü, 8 metre genişliğinde olup biri geniş olmak üzere 3 kemerden oluşuyor.

Kemer yüksekliği 31 metre olan, tamamı doğal mermerden inşa edilen köprü, 19’uncu yüzyıl başlarında yaşanan karmaşa ortamında her nasılsa ciddi hasar görerek, yıkılıyor.

Köprünün orta kemeri dış müdahale nedeniyle çökerek, büyük ölçüde tahrip oluyor. Tarihi köprü 100 yılı aşkın bir süre boyunca Yıkık Köprü olarak varlığını sürdürüyor ve bütün iklimlere, savaşlara ve tahribatlara karşı direnç göstererek ihtişamını koruyor. 
 

Şeyhmus Çakırtaş (3).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Köprünün yıkılma hikayesi ise, geçmişi kadar berrak değil. Herkes oturduğu ve gördüğü yerden, kendi dünyasına göre konuşuyor.

Yıkılma nedenleri tarihsel belgelerden ziyade halk arasında söylentilere bağlı olarak varlığını sürdürüyor. Bu konuda sisli bir süreç yaşandığı anlaşılıyor.

Kommagene Krallığı’nın önemli yapıları arasında gösterilen tarihi köprünün, orta kemerinin yıkılması ile ilgili halk arasında iki söylenti konuşuluyor.

Birinci söylentiye göre, çayın iki kıyısında yer alan köylerin birbirleriyle husumetli olması nedeniyle burada yaşayanlar tarafından dinamitle patlatıldığı ve bunun şiddetinden orta kemerin tümden çöktüğü ifade ediliyor.

Asırlar boyu deprem ve sellere dayanan, onlarca savaş gören tarihi köprünün 19’uncu yüzyılın başlarında dinamitle patlatıldığının iddia edilmesi ilginç geliyor bana.

Dolayısıyla o günün koşulları göz önüne alındığında devasa köprünün denilen şekilde havaya uçurulması bana pek inandırıcı gelmiyor.

Mutlaka başka önemli bir neden olmalı diye düşünüyorum. İnsanların ekmek bulmada zorlandığı bir dönemde sıradan köylülerin dinamit bulup, köprüyü havaya uçurması pek mümkün görünmüyor diye düşünüyorum.
 

Şeyhmus Çakırtaş (1).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

İkinci söylenti ise daha farklı. Biraz daha siyasal ortamları ve toplumsal sorunları hatırlatan cinsten.

19’uncu yüzyılın başlarında ortaya çıkan iç ve dış karışıklık nedeniyle olası lojistik ikmal yapılmasının önüne geçilmesi için köprünün yıktırıldığı ifade ediliyor.  

O dönemde ne olduğuna dair herhangi bir bilgi, belge olmamasına rağmen, bölgede büyük bir toplumsal hareketlenmenin olduğu, iç karışıklık yaşandığı, bu nedenle de köprünün yıktırıldığı iddia ediliyor. 

Köprünün hem genişliği, hem de yüksekliği dikkate alındığında yıkımın sıradan bir iş olmadığı, organize bir patlatma olduğu anlaşılıyor.

Tıpkı Bosna Hersek’ te bulunan Mimar Sinan tarafından yapılan tarihi Mostar Köprüsü gibi.
 

Şeyhmus Çakırtaş (9).jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Nedeni ne olursa olsun, kimler tarafından yıkılırsa yıkılsın sonuç olarak 1800 yıllık bir tarihsel anıt büyük ölçüde zarar görerek geçmişin izleri kaybolmuş.

Uzun yıllar boyunca öyle yıkık halde kalan köprü, 2017 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından onarılmaya başlanılarak, çayın iki yakasında yer alan yerleşim yerlerini yeniden birbirine kavuşturmuş.

Her ne kadar köprünün altından çok sular geçse,  iki yakada yaşayan toplulukların demografik yapıları önemli ölçüde değişse de köprünün günümüze ulaşması, yeniden yerleşim yerlerini birbirlerine yaya olarak bağlanması kıymetlidir. 
 

Şeyhmus Çakırtaş (2).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Öte yandan, Göksu Köprüsü’nün tarihsel önemi ve mimari özellikleri göz önüne alındığında yıkılan kısımların yeniden inşa edilmesi, “Bu kadar büyük çaplı bir restorasyon ve onarım geçirmesi antik yapısına halel getirir mi” sorusu akla geliyor.

Bu durumu sanat tarihçilerine bırakıyorum. İşin uzmanları mutlaka bu konuda fikir beyan etmeli, sonuç hakkında kamuoyu bilgilendirilmelidir.  

Keza eski yapıların büyük ölçüde (güya) aslına uygun yeniden inşa edilmesi hep tartışma konusu olmuştur.

Kimisinin projeleri facia ile sonuçlanırken, kimisi de kısa sürede gözden düşerek önemini kaybetmiştir.
 

Şeyhmus Çakırtaş (5).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

M.S. 2’nci yüzyılda inşa edilen ve Kommagene dönemine ait köprünün onarım ya da restore edilmesi için yaklaşık 5 bin ton kesme mermer taşı kullanıldığı ifade ediliyor.

Köprünün eski ve orijinal kemerleri göz önüne alındığında, ilk kullanılan taşların daha büyük ve tek tek ustaların ellerinde işlendiği bilinirken, onarım sırasında kullanılan taşların ise modern araçlarla kesildiği anlaşılıyor.  
 

Şeyhmus Çakırtaş (4).JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Kendine has bir mimari yapısı olan köprü hakkında değişik kaynaklar birbirlerine yakın bilgiler yazıyorlar.

Evliya Çelebi’nin hayranlıkla bahsettiği yapılar arasında yer alan köprü için yerel basında şunlar yazılmış:

Milattan sonra ikinci yüzyılda, Roma döneminde hüküm süren Kommagene Uygarlığı tarafından inşa edilen köprü 155 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğindedir. Yuvarlak orta kemerin kilit taşı ile yerden yüksekliği 31 metredir. Düzgün kesme taşlarla inşa edilen yapının bir taşı bir buçuk ile 2 ton arasındaki bir ağırlığa sahiptir.

3 gözlü kemere sahip olan köprünün ana kemerini oluşturan orta gözün her iki yanında yer alan diğer kemerli gözler, çayın debisinin yükseldiği dönemlerde boşaltma gözü olarak kullanılmış. 1 

 

Şeyhmus Çakırtaş (8).jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

1800 yıl önce inşa edilen Göksu Köprüsü, Ortaçağ’da da önemli bir bakım ve onarımdan geçtiği bilgisi yazıtlarında yer alıyor.

Tarihi köprü yıllarca köyleri, kasaba ve kentleri birbirine bağlayarak tarihsel görevini sürdürmüş. 
 

Şeyhmus Çakırtaş (11).jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Göksu Köprüsü’nün inşa edilmesinin amacı iki yakada yaşayanları birbirine bağlamak, Kommagene Krallığı’nın denetiminde olan yolları birbirine kavuşturmak ve ticaretin gelişimine katkı sunmak olduğu görülüyor.

Roma Kommagenesi’nin ihtişamlı eserlerinden biri olan köprünün, Cendere Köprüsü’nün yapım teknikleriyle yapıldığı yazılı kaynaklarda mevcut.  

Görev yaptıkları bölgelerin güvenliğinden sorumlu olan Roma lejyonları, aynı zamanda bu bölgelerdeki imar faaliyetlerini de yürütmüşlerdir. MS 1. yüzyılın ikinci yarısından itibaren imparatorluğun doğu sınırı olarak kabul edilen Fırat (Euphrates) Nehri’nin batısında konuşlanan lejyonlar da öncelikle askeri yollar ve nehrin kolları üzerine köprüler inşa etmişlerdir. İnşa yazıtlarına ve tespit edilebilen buluntulara göre, İmparatorluk Dönemi’nde bölgede lejyon tarafından inşa edilmiş üç köprü bulunmaktadır. Bu köprüler yol ağının kesintisiz biçimde devam edebilmesini sağlamıştır. Köprülerin bulundukları yol güzergahları, mimari üslupları ve inşa malzemeleri, imparatorluğun askeri hareketliliğinin ve doğu sınır politikasının anlaşılması için önemlidir. 2


1800 yıllık köprünün tarihteki ismi bazı kaynaklarda “Singas”3 olarak geçiyor. Son yüzyılda ise zaman zaman Kızılin Köprüsü, zaman zaman Göksu Köprüsü olarak anılıyor.

Son dönemlerde ise Yıkık Köprü olarak da bilinen yapı, artık iki yakada yaşayanları yaya da olsa bir asırdan fazla zamandan sonra kavuşturdu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: