Güneş’ten bir parça düştü, Urfa üzerine

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Yaz sıcakları denildi mi, önce akla Urfa gelir. Çevresinde bulunan yeryüzü şekilleri yüksek sıcaklıklar için uygundur.

Ortadoğu çöllerine uzanan ovalardan gelen sıcak hava akımları yaz aylarında insanı canından bezdirir.

Urfa’da sıcaklar erken gelir, geç gider. Bahar ise pek uğramaz ya da şöyle bir göz kırpar, hemen kaçar. 1


Yaz beş ay sürer. Bir ay bahardan yazdır, bir ay da sonbahardan. Kimi yıllar ekim bile sıcak geçer ve yaz altı aya çıkar.
 

IMG_20200628_202419-01.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Sıcaklığın pik yaptığı temmuz ve ağustos aylarında hava 45 dereceye ulaşır.

Bu aylarda sıcaklık o kadar yükselir ki hayat adeta durma noktasına gelir.

Parası, yazlığı, bağı, bahçesi olanlar, kenti geçici süreyle terk eder; serin yerlere doğru gizli bir göç başlar.

İmkanı olmayanlar ise sıcaklığın gölgede 45 derecelere ulaştığı kentin havasında, gökten yağan ateşle baş başa yaşamak zorunda kalır.  
 

DSC06594-01.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

İşte bu zalım aylarda Urfa’da kalanlar fellik fellik gölge yer arar. Gölgenin altın değerinde olduğu kentte öyle sığınabilecek serin ve gölge yer bulmak da kolay olmadığı için evin içinde, sokak ve kapı aralığında oturur. 

Az çok belli bir geliri olanlar klimasını çalıştırır; ya evinde, ya da çalıştığı ofislerinde serin serin oturur.

Klima evin içerisini serinletirken, dışarıya ise bayağı bir sıcak hava üfler. Sıcak, biraz daha sıcakla beslenir ve kentin rakımı düşük semtleri cehenneme döner.
 

IMG_20211027_070726.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Ne hafif bir yel eser, ne de gölge verecek bir bulut görünür. Güneş bütün gökyüzünü kaplamışçasına Urfa’yı aydınlatır, ısıtır, ateşini salar.

Mitolojik anlatımlarda olduğu gibi yer gök ateş olur; beton bloklar dört yönden ısınır.

İzolasyonu olmayan, eksik malzeme kullanılan dairelerin duvarları bir ısındı mı artık yaz boyunca sıcak kalır.  

Asfalta yumurta kırsan qığane2, güneş mangalına ciğer bıraksan kısa sürede kebap olur.

Urfa’da hal ve vaziyet yazın bundan ibaret olup, bütün yollar güneşe, yüksek sıcaklara çıkar. 
 

IMG_20220412_152327.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Biliyorum ki abarttığımı düşünüyorsunuz. Keşke anlattıklarım abartı olsaydı.

Urfa’da sıcaklık makul rakamlarda olsaydı da, ben de düşündüğünüz gibi birkaç söz fazla yazsaydım. 

Maalesef Urfa çok sıcak. Öyle bir sıcak ki sanki ateşin çukurunda inşa edilmiş.
 

IMG_20210921_153046.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Yaz boyunca sıcaklığın mevsim normallerinin üzerde olması, birkaç derece yükselmesi düşünülmediği kadar yaşam kalitesini düşürüyor, hastalıklı ortamlar oluşturuyor. 

Böylelikle sıcaklık kentin tek gündemi hale geliyor. Bu durumda önce elektronik cihazlar aşırı ısınır, ağaçlar kurumaya karşı büzüşür, nem artarak solunumla ilgili rahatsızlıkları artırır, ulaşım araçları bozulur, insanların ruh sağlığını tehlikeye girecek düzeye gelir.

Sıcaklık yaz mevsiminin gereğidir ama giderek yüksek seyreden sıcaklık bambaşka bir sonuçtur.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, normal yaz sıcakları değil… Bizim sıcaklık karşısında nasıl bir tutum içinde olduğumuzdur.
 

FB_IMG_1647538783990.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Ben iklim bilimci değilim, meteoroloji mühendisi hiç değilim. Ama şunu biliyorum, sıcaklık her yıl biraz daha artıyor.

Artmasına paralel tarımda sulama alanları genişlediği için, nem de o ölçüde yükseliyor.

Sıcaklık artıkça nem artıyor, nem artıkça sıcaklık yükseliyor. Birbirini besleyen ve içi içe geçen çemberler gibi artık sıcak nemle anılıyor.

Yani Urfa giderek Çukurova’nın nemli ve rutubet kokan havasına dönüyor.

‘Ne yapalım’ dediğinizi duyar gibi oldum.

Ben tam da bunun tartışılmasını istiyorum.

Bizim doğal dengeyi bozup, Urfa’ya deniz ya da kutup havası getirecek halimiz yok.

Gökyüzüne devasa bir tavan vantilatörü takmak ya da her köşe başına en büyüğünden salon tipi klima yerleştirmeye gücümüz yok. 

Daha mütevazı ve ekonomik önlemler üzerinde kafa yormak hem kolay, hem de mantıklı olacaktır. 
 

IMG_20220129_135535_889.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Mesela “Sıcaklığın bu kadar yüksek seyrettiği kentin yeşil alanları neden az” diye sorabilir, daha fazla park ve bahçe talebimizi yükseltebiliriz.  

Bu, hem kent hukukuna uygun hem de en temel yaşam standartlına denk gelen bir talep.

Biliyoruz ki kuraklık ve yoksullukla mücadele ciddi oranda ağaçlandırmayla mümkün.

Doğal serinleme ortamları oluşturmak, suyu doğru kullanmak, vahşi sulama sistemlerinden vazgeçmek ve mümkün oldukça temiz enerji kullanmak.

Yazdıklarımı kenti yönetenler bilmiyorlar mı?

Biliyorlar, benden çok ama çok daha iyi biliyorlar. Ama nedense Urfa gibi bir kentte yeşil alanların çoğaltılması bir türlü temel politika haline gelmiyor.

Fırat, kanallarla Harran’a, Akçakale’ye, Ceylanpınar’a oradan Kızıltepe Ovası’na ulaştırılıyor ama halkın yararlanabileceği kent ormanları için pek bir şey yapılmıyor, var olan yeşil alanlarla yetiniliyor.

Bunun da yeterli olmadığı, kentin nüfusunun Suriyeliler dahil 3 milyon civarına dayandığı da biliniyor.

Bu nüfusa üç beş park ve bir iki küçük koruluklar yetmez.
 

Bu sıcaklığın önüne geçmenin yolu yöneticilerin kenti daha sosyal ve serin bir kent haline getirme ufkuna ve hepimizin duyarlılığına bağlıdır.

Biliyoruz ki Urfa’nın çok daha geniş yeşil alanlara, halkın kullanabileceği serin yerlere ihtiyacı var. 

Bir dostum şöyle yazmıştı:

Güneş’ten bir parça düştü Urfa’ya;

Nemrut bile vazgeçti Hz İbrahim’i ateşe atmaktan… 2


Evet, gerçekten Güneş’ten parçalar düşüyor her gün Urfa’ya…

Güneş ulaştığı her yeri yakıyor, kurutuyor.

Bu nedenle söyleyecek sözümüz olmalı.

Bizler ya bu sıcakların aşırı artmasında insan faktörünü kabul edecek, daha vahim sonuçlar doğurmadan önlemler almaya çalışacak ya da giderek daha fazla ısınan bir Urfa ile karşı karşıya kalacağız.

Ya da “Dışardaki sıcaktan bana ne” deyip, klimamızı açıp keyfimize bakacağız.

Çünkü yaşam her koşulda sürüyor. Ateş yağsa da, sıcaklık çıldırsa da sürüyor.

Sürüyor ama nasıl sürüyor?

İşte yaz mevsiminin fotoğrafı Urfa’da havuz kenarında değil, sıcaklığın 45’dereceyi bulduğu toprakta, ekmek fırınlarında, kozada olan pamuk tarlalarında çekiliyor.

Kent büyüyor, bir yandan da büyümeden kaynaklı sorunlar yaşıyor.
 

IMG_20200606_200817-01.jpg

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Her yerde mantar gibi binalar yükseliyor ama kent ormanı, park ve bahçe aynı hızla çoğalmıyor. Tam tersi fıstık, zeytin ve bağ, bahçe alanları yok ediliyor. 3

Oysa 16’ncı yüzyıl sonlarında Urfa’yı ziyaret eden Evliya Çelebi, kentin mevsimleri için “Yazı yaz, kışı kıştır. Ilıman, güzel bir iklime sahiptir” diye not düşer.

Peki, ne oldu da bu kadar sıcaklık arttı?

Bunu küresel ısınmayla anlatmak yeterli midir?

Acaba kesilen her ağaç, imara açılan her tarım arazisi sıcaklığı bir nebze artırmış olmasın?

Ya da başka bir anlatımla, insan eliyle inşa edilen kentlerin imar planlarından kaynaklı sıcaklığın yükselmesi olası dâhilinde midir?

Mesela beton bloklar, asfalt yol, egzoz gazları ve hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alan klimalar ne kadar ortam sıcaklığını artırıyor?

Bilmek ve öğrenmek istiyorum.

Biri anlatsın ve artık bir zahmet önlem alsın.

Çünkü Urfa yanıyor.

1. Esin Kurt Karaca 
2. Qığane: omlet
3. Abdullah R. Elçi
4. Yerel basından: https://www.urfanatik.com/haber/3488437

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: