DİNLER, DİLLER VE MARDİN

Kolaj: Independent Türkçe

Eski Mardin, Mezopotamya ovasını gören hâkim bir tepenin eteğinde kurulmuş kadim bir kent olup, yüzlerce yıllık tarihe sahip, çok kültürlü yapılardan beslenerek günümüze ulaşan nadir şehirlerden biri.

Mardin‘in mimari yapısı, inşa edildiği yükselti ve kentin sosyal dokusu en az tarihi kadar dikkat çekici.

Mistik yapısı insanı sarsar, eski zamanlara yolculuk yapmasına neden olur. Birçok yerde görmeyi hayal bile etmediğimiz kültürler burada bir arada yaşar, eski zamanların enerjisini bugüne taşır.
 

DSCF0087.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Mardin’in sırtı Kürtlere dayanır, yüzü Arami topluluklara bakar. Günümüzde eski dünyanın mistik yapısını koruyan, Süryani kültürünü yansıtan, yaşatan kadim yerleşimlerden birisi olarak varlığını sürdürür.

Süryani kültürü deyince, kentte Müslümanlık zayıf anlamı çıkartılmasın. Müslümanlık, zaten baskın ve egemen din. İzlerini, yaşam biçimini her yerde görmek mümkün. 
 

IMG_0125.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Süryaniler ise azınlık, öteden beri ötekileştirilmiş, kıyımdan geçirilmiş bir dini grup. Yüzlerce yıldır Mardin ve çevresinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Arami bir halk.  

Tarihte Süryanilerin yoğun yaşadığı bir çok ilde nüfus azalırken hata tünden yok olurken, Mardin ve Midyat’ta Süryani cemaatinin varlığını sürdürmesi önemli.

Hem dinler açısından önemlidir, hem de kültürler açısından gerekli. Gerçi Süryani gençlerin büyük kısmı Avrupa’ya gitmek istedikleri görülüyor.

Gençler dışında kalan orta yaş ve yaşlılar ise doğdukları topraklardan kopmak istemiyorlar. Onlar Mezopotamya’nın kadim kültürlerinin atmosferinde hayatlarını sürdürmekten yanalar.
 

IMG_0052.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Eski Mardin hem tarihsel doku, hem de yaşayan kültürel miras açısında tam bir açık hava müzesi gibidir.

Her adımda bambaşka bir sürprizle karşılaşmak mümkün. Sokaklarını kaç kez gezerseniz gezin her seferinde keşfedecek bir taş, dinleyeceğiniz bir melodi, göreceğiniz bir eser vardır.

Hem insan kalabalığı, hem de sokakların tarihi dokusu ortamı geçmişe götürür, kültürler arasında bir gezintiye çıkarır.

Kâh kilise kapısı, kâh cami avlusu ya da Kasımiye Medresesi mistik bir atmosferde iç içe yar alır.
 

2.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Kent dik yamaçlarda inşa edildiği için trafik biraz sıkıntılı. Yıllar önce açılan eski cadde dışında kentin güneyinde açılan yol biraz kent trafiğini rahatlatsa da trafik halen ciddi bir sorun.  

Kent merkezi adımlamak ve belki dibek kahvesinden yudumlamak için Savur Kapısı’ndan girdiğimde ilk karşılaştığım esnaf gönüllü rehberim oluyor.
 

1.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Dağın dibinden kaynayan suyun Bab-ı Sor suyu olduğunu, bu suyun kente taşınması için yüzlerce basamaktan oluşan bir tünelin işçiler tarafından yıllar önce yapıldığını, son zamanlara kadar tünelin açık olduğunu ancak 1990 yıllarında yaşanan faili meçhul cinayetler nedeniyle tünelin girişinin duvar ustası olan babası tarafından taşlarla örüldüğünü söylüyor.  

Ve hemen çeşmenin karşı tarafında bulunan taş evin güneşe tapanlara ait eski bir mabet olduğunu söyleyerek, güneş motifli evi gösteriyor.

Kapının hemen girişinde taşa işlenen güneş figürü, duvarlarında tarihin yorgun izleri, köşesinde kıyısında günümüz tahribatları göze çarpan ev kapalı, evi dışardan inceliyor, güneşin binlerce yıllık kutsiyetini taşlara nakşeden ustaları yad ederek yokuşu tırmanmaya, kentin olağanüstü taş evlerinin arasından yılan gibi kıvrılan sokaklarına dalıyorum. 
 

IMG_0410.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Her sokağı, her yapısı ayrı bir hikaye, ayrı bir dünya. Sırt sırta, yan yana ve iç içe Mardin Taşından inşa edilen yapılar, kadim kültürlerin izlerini günümüze taşıyan ibareler barındırıyorlar.

Kapılarında bulunan demir tokmaklar, taş duvarlarda bulunan kilit taşlar ve hemen hemen her evin girişinde bulunan kitabeler geçmişten haber veriyor. 

Mardin’i Mardin yapan sokaklardan ilerlerken yer yer kabartılar çıkıyor karşıma. Asırlar önce inşa edilen bu yapılar Mardin’i birçok ilden ayırt ederek, kente apayrı bir hava katıyor.
 

IMG_0454.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Bugün eski Mardin dediğimiz kent, tamamıyla geçmiş zaman dünyasının günümüzde yaşayan prototipidir.

Yapıları, sokak ve mabetleri yıllar içinde zarar görse ve turizm objesi olsa da eski dünyanın mistik atmosferi ve mimari yapısını günümüze kadar ulaşmış olduğunu belirtmek gerekiyor.

Kırsal da ise durum biraz daha farklı ve karışık. Süryani köyler giderek daha çok ıssızlaşıyor, Kürt nüfus kentlere yerleşiyor, büyükşehirlere taşınıyor.

Bu nedenle köyler şu ya da bu nedenle giderek nüfuslarını kaybediyor. Tek tük köylere geri dönüş olsa da kırsal nüfus eski yoğunluğunu kaybediyor. 
 

IMG_0415.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Mardin medeniyetler kenti, dinler ve diller yurdu diye tanımlanıyor. Öyledir de… Reklam afişlerinde, tanıtım panolarında çok dilli, çok kültürlü yapısına vurgular yapılıyor.

Kentin harcını oluşturan bu diller, bu kültür ve dinler hayatın içinde her zaman varlar. Sokağın dili Kürtçe, Arapça ve Süryanice iken, Türkçe hem resmi işlerin, hem de ticaretin dili olarak göze çarpıyor. 
 

IMG_0437.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Kentin siyasal karnesine gelince durum anlatılanlara tam tezatlık teşkil ediyor. Hükümet medeniyetler kentinin yönetimini kendisi belirliyor.

Demokratik yollardan seçilen HDP’lileri sakıncalı bularak kayyım atıyor ve kenti bu şekilde yönetiyor.

Bu durum artık kanıksansa da esnaf  “Madem kayyum atanacaktı, seçime ne gerek vardı. Seçimsiz de atanabilir. Sandığa ne gerek var” diyor. 
 

IMG_0464.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Mardin’de cuma günleri bütün kiliseler kapılarını ziyaretçilere kapatır. Çok zorunlu olmadıkça ziyaretçi kabul etmez. Müslümanlar cumaya giderken, kiliseler sessizdir. Pazar günü ise belli başlı bir iki kilisede ayin düzenlenir. 

Mardin’in dar sokakları ve taş işçiliğinin olağanüstü güzelliği insanda hayranlık uyandırırken, sokaklarında Şahmaran efsanesinin kadimliği, Kürtçe, Arapça ve Süryanice ağıt ve klamların melodisi birbirine karışır, iç içe geçer, birbirini tamamlar.
 

IMG_0411.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Eski Mardin, eski dünyanın mimari örneklerini günümüze taşıması açısından da oldukça önemli bir kenttir. Dar sokakları yerli yabancı turist kaynıyor dersem abartı gelebilir.

Gerçekten çok uzak diyarlardan Mardin’i görmeye gelen çok sayıda insan var. Bu kent için turizm ekonominin motoru haline gelmiş. 

Ama velakin bir sorun var. 

Kentin zengin tarihi dokusuna rağmen yoksulluk belirgin bir şekilde varlığını sürdürüyor.
 

IMG_0446.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Oldukça ciddi turizm hareketliliğine ev sahipliği yapsa da Mardin’den her yıl binlerce mevsimlik tarım işçisi başka kentlere, uzak yerlere çalışmaya gidiyor.  

Yani kentin zenginliğinden payını alamıyor, yoksulluk zincirini kıramıyor.

Oysa üzerinde yaşadığı coğrafyanın köklü bir geçmişi ve 12 bin yıllık tarım kültürü, benzersiz tarihi dokusu var.

Buna rağmen halkım hala mevsimlik tarım işçisi olarak göç yollarında ömür çürütmesi hiç de adil değil.

Yapılan kazılar, araştırmalar 7-8 bin yıl önce Mardin ve çevresinde zeytin, incir ve önemli ölçüde üzüm yetiştirildiğini gösteriyor. Keza buğday, arpa, mercimek asırlardır bölgenin zenginlik kaynağı.
 

IMG_0441.JPG

Fotoğraf: Şeyhmus Çakırtaş

Geçmişte hem tarımsal, hem de sosyal yaşamda devrim yaratanlar, günümüz insanına müthiş bir miras bırakmış.

Buğday 10 bin yıldır yetiştiriliyor, üzüm, incir ve zeytin keza geçmişi çok eskiye dayanıyor. Belki 8 bin yıldan fazladır Mezopotamya’da zeytinden yağ çıkartılıyor.

Peki, bunca tarihi dokuya ve antik tarımsal kültüre rağmen neden hala Mezopotamya aç, yoksul ve yoksunlukla anılıyor?

Bir yerde bir şeyler yanlış gitmiyor mu?

Alın size bir soru…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: