Beyazın aydınlığı…

Beyazın aydınlığıyla siyahın gölgesi arasına sıkışmış bir zaman diliminde mevsim kışın sert modunda. Yakınlarda bulunan Karacadağ’da zemheri ayının etkisi olsa gerek. Çünkü kar az yağar berrî şehrinde. Berrî ova demek. Bazen yıllar geçer, zaman titrer ama kar bir türlü yağmaz. Yağsa da daha yeryüzüne inmeden erir, gider.
Bu günde o günlerden biriydi.
Gökyüzünü kaplayan puslu gri,  üzerimize düşen kar tanelerini değil; kentin, sokakların ve insan zihninin üzerini örten o sessiz melankoliyi de beraberinde getiriyordu.

​Bina görevlisi olduğu herhalinden belli olan reben elindeki şemsiyesiyle kendi gölgesini taşıyarak sokakta yürüyen tek figür; kalabalıklar içinde yalnızlaşan, kendi içine çekilen insanın zamansız bir simgesi gibi. Başının üstündeki şemsiye, onu yalnız kar yağışından değil, dünyanın tüm gürültüsünden ve karmaşasından da koruyan sığınak bir çatı gibi duruyor. Adımları yavaş, duruşu durgun; sanki bir yere gitmekten ziyade, o anın dondurucu sessizliği içinde kaybolmayı seçmiş.

​Yanı başında boylu boyunca uzanan karla kaplı aracın yüzeyi ve yukarı doğru çekilen elektrik telleri, şehir yaşamının o yapay ve soğuk katılığı ile doğanın beyaz örtüsü arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor.

​Bu hava bana; hayatın akışı içinde bazen en duru, en içe dönük ve en hakiki anların, sadece tek bir insanın soğuk bir kış sabahında attığı sessiz adımlarda saklı olduğunu fısıldıyor. 
Fotoğraf hayata akıyor, hayat ise zamana…

Yorum bırakın