Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About ŞeyhmusÇakırtas

Işığın rotasında bir yolcuyum. Elimde işe yaramayan iki diploma, ferman tarzında göksüme asılı KHK belgesi ve ucuz sayılan bir iki fotoğraf makinam var. Değişik düşüncelere, dünyalara yolculuğu seviyorum. Kural, kaideleri çok sevmem, ama ilkesiz de yaşamam. Fotoğraf ve yazı peşinde ki yolculuğum henüz orta okul sıralarında başladı. Yıllardır da devam ediyor. Henüz iyi bir fotoğraf emekçisi olamadım, ilk göz ağrım bir kitabım var. Aynadaki Zamandan/İzler adlı kitabım aynı zamanda fotoğraf ve kalemle uğraşımı anlatıyor. İnsanların hikayesini, fotoğraflarını okuyucuya ulaştırmaya çalıştım. Hayatımın en iyi karesi yakalamak için gezmeye, o anı dondurmaya, kalemi oynatmaya çalışıyorum. Mutlaka bulacak, Kaf dağında olsa da fotoğraflayacağım diye düşünüyorum. Belgelemek, yoksul ve yoksunların duygularını ölümsüzleştirmek hoşuma gidiyor. Sokakları seviyorum, insanları, değişik kültürleri, tarih ve doğayı seviyorum. Bir de sevmediğim bir şey var. Saydıklarıma tezat olan, yıkan ve yok eden savaşı hiç sevmiyorum... Bu yolda bana destek olmanızı istiyorum. Destek derken yazdıklarımı okuyun, fotoğraflarımı inceleyin, hesabımı takip edin ve beni acımasızca eleştirin... Hatta siz de fotoğraflayabilir, yazabilir ve blogumda yayınlaması isteyebilirsiniz. Sizinle canlı bir ilişkilenme sağlayabilirsem, mutlu olacağımı, çok şey öğreneceğimi biliyorum... Hepimize selam ve saygılarımla..

Sokrates Kimdir? 

M.Ö. 469-399 yılları arasında Atina’ da doğmuş  yaşamış olan ünlü Antik Yunanlı düşünür, filozoftur. Babası heykeltıraştır. Kendisi ve halkının ahlakça olgunlaşması için yaşamını adamıştır. Bütün insanlık tarihinde saygın sofist olarak kabul edilmektedir. Matematik, geometri, astronomi ve politika bilgisi ile felsefe konularında eğitimler vermiştir.  Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Platon´un hocası olan Sokrates, görüşleri, tartışmaları yeni iktidarın temsilcileri tarafından beğenilmediği için, yeni tanrılar icat ettiği, görüş ve tartışmalarıyla, gençleri baştan çıkardığı gerekçesiyle ölüme mahkum edilmiştir.

Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Aristophanes gibi çağdaş yazarlar, Platon ve Ksenophon gibi ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır.

Sokaklarda ve caddelerde eğitim yapmış, öğrencilerinden para almamıştır. Evreni anlamadan önce biz kimiz? Bu sorunun yanıtını bulmak lazım derdi. Ona göre, pratik ahlak kurallarını öğrenmek isabetli olmaktadır. Sokrates, bu yönü ile kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartışmasını da açmış olacaktı. Ayrıca bir anlambilimcidir. Anlamı olmayan kavramların ve terimlerin kullanılmasını hep sakıncalı bulmuştur. Her bilgide anlamların ve kavramların, açıkça anlatılması gerektiğine inanmış ve önemli katkılar sunmuştur.  Basık burunlu, patlak gözlü ve göbekli bir adamdır. Alçakgönüllü alışkanlıkları ile Yunan gençleri üzerinde yüksek bir etkiye sahip olmuştur. Onun gibi yalınayak gezerler, uzun saçlı ve aç olmaları nedeni ile Sokrateslik taslamak deyimi yerleşmiştir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır.  Reklamlar

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates, M.Ö. 399 yılında açılan dava ile Yunanistan’a yeni tanrılar getirmeye çalışmakla suçlanmıştır. Bu suçlamalar yüzünden ölüme mahkum edilir. Zehir içerek ölmüştür. Yunan felsefesinin en büyük filozofu Sokrates’in ölümünden sonra, onun anısını canlı tutmak için, eserler kaleme alınmış ve bazı okullar kurulmuştur. Bu okulların arasında Megara, Kinikler, Kirene ve Elis-Eteria okulunu sayabiliriz. Bu okullarda, Sokrates’in düşünceleri geniş bir şekilde anlatılmıştır. Ahlak felsefesinin baş tacı edildiği okullardan Megara, Platon’un Sokrates’den sonra devam ettiği okuldur. Bütün bu okullar, Sokrates’in soylu yaşamını, bu yaşamdan alınacak dersleri ve insan yaşamında felsefenin yerini vurgulamaktadır.

Eski Atina devletinde davalara sayıları davanın önemine göre klanlardan seçilmiş yargıçlar bakardı.

Sokrates’in davasına 500 civarında yargıç baktı. Suçlular genelde hitabet yetenekleri ile yargıçları etkileyip beraat ederdi. Bu yüzden ağzı iyi laf yapanlar para karşılığı davalılara savunma yazardı. Sokrates hitabet yerine en iyi bildiği diyalektiği sorgulama yöntemini kullandı. Kendini savunmayı ve yargıçlardan af dilemeyi değil fikirlerini savundu. Ölüm cezasının değiştirilmesini dilemedi. İdamı Atina’nın kutsal günü olduğu için ertelendi. Kendisi zindana atıldı.

Zindanda hiçbir koruma bırakılmamıştı. Öğrencileriyle birlikte sohbet etti. Kaçması teklifini geri çevirdi. Kaçsaydı suçlu ve hain kabul edilecekti. Kaçmadı, ve bitki zehri içirilerek idam edildi. Öldükten hemen sonra Atinalılar yaptıkları hatanın farkına vardılar. Kendisini dava edenlerden birisini yargılayıp idam ettiler diğerini sürgüne gönderdiler. Sokrates’in büstünü yapıp Atina Tapınağına koydular. Davayı izleyen öğrencisi Platon, savunmasını Sokrates’in Savunması adı altında kitaplaştırdı ve bu eser günümüze kadar geldi.

maxresdefaultKaynak:Gelişen beyin.net

Çanta mezar taşı oldu!

Dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca çocuk haftanın ilk gününde yeniden açılan okullarına gitmeye başladı. UNICEF, dünyada meydana gelen çatışmalarda yaşamını yitiren çocukları ve ülkelerindeki savaş ve çatışmalardan dolayı okullarına gidemeyen çocuklarla ilgili çarpıcı bir eylem ortaya koydu.1F701FE8-C515-4765-8A0A-436FFC69EBBC_w1023_r1_s

UNICEF 74’üncü BM Genel Kurulu’na katılacak dünya liderlerine sırt çantalarını mezar taşı olarak kullandığı sembolik çocuk mezarlığıyla mesaj gönderdi.

Çatışmalarda ölen çocuk ölümlerinin sayısını göstermek için mezar taşı olarak UNICEF sırt çantalarından New York’taki BM binasının bahçesinde sembolik bir çocuk mezarlığı hazırlandı.

Geçtiğimiz yıl çatışmalarda yaşamını yitiren 3 bin 758 çocuk için UNICEF sırt çantalarının mezar taşı olarak kullanıldığı sembolik çocuk mezarlığının çocuk ölümlerinin ne ölçekte olduğunu göstermek için hazırlandığı belirtildi.

“Dünya liderleri masum çocukları hatırlasın”

UNICEF, New York’taki BM Genel Merkezi bahçesinde yaptıkları sembolik çocuk mezarlığını, 17 Eylül’de başlayacak 74. BM Genel Kurulu için bir araya gelecek liderlere çatışmalarda ölen masum çocukları hatırlamaları için bir mesaj göndermek amacıyla hazırladıklarını açıkladı.

UNICEF Directörü Henrietta Fore, “UNICEF sırt çantaları çocuklar için her zaman umudun ve çocukluğun bir sembolü olmuştur. İki hafta sonra BM Genel Kurulu’nda bir araya gelecek dünya liderleri, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30’uncu yıldönümünü kutlayacak. Dünya liderlerine çocukların dünyada ne derece tehlike ve tür riskler altında olduğunu yeniden hatırlatmak için bu sembolik mezarlığı kurduk” dedi.

Direktör Fore, “Bu hafta birçok çocuk açılan okullarına geri dönerken, çatışma bölgelerinde ölen, sakat kalan binlerce çocuk var. Birçok çocuk okula gidemiyor. Büyük risk içinde yaşıyorlar” dedi.

“2018’deki çatışmalarda 12 bin çocuk ya öldü ya da sakat kaldı”

Çocuklar ve silahlı çatışmalar hakkında hazırlanan en son BM Genel Sekreterlik 2019 Yıllık Raporu’na göre, geçen yıl sıcak çatışma bölgelerinde 12 binden den fazla çocuk hayatını kaybetti ya da sakat kaldı.

Geçen yılla ilgili verilen bu rakamların sadece doğrulanmış rakamlar olduğu, aslında ölen ve sakat kalan çocuk sayısının 12 binin çok daha fazla üzerinde olduğu kaydedildi.

Dünyada en fazla çocuk ölümünün Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Somali, Güney Sudan, Suriye, Yemen’de meydana geldiği, daha birçok ülkede devam eden çatışmalarda, savaşın bedelini çocukların en ağır bir şekilde ödediği de raporda yer aldı.

BM binasının bahçesine kurulan sembolik mezarlıkta mezar taşı olarak kullanılan UNICEF sırt çantalarının Çarşamba günü BM bahçesinden kaldırılarak dünyada çatışma bölgelerinde bulunan çocuklara gönderileceği belirtildi.

Kaynak: Haber ajansları

İktisadın soğuk yüzü

Hayatımızın bütün aşamalarında etkili olan ekonomik faaliyetler ya da para, bu günlerde oldukça sık gündeme geliyor. Döviz bir iniyor, bir yükseliyor. Keza faizler, borsa, altın hareketli günler yaşıyor. İşsizlik , enflasyon, ekonomide ki daralma, durgunluk  herkesi kaygılandırıyor, uykularını kaçırıyor.

Özellikle de işsizlik.

Reel yaşanın en yakıcı meselesi.

Çünkü işsizlik sadece biriyi değil, çevresinde ki herkesi etkiliyor, toplumsal düzeni kökünden sarsıyor.

Bu olağandışı hareketlenmelerin sebebi nedir; durup dururken, vatandaşın  parası neden eriyor, alım gücü neden düşüyor, issizlik neden yükseliyor?

İktisat bilimi oldukça soğuk ve duygulardan uzak bir disiplindir.İktisat bahsi geçince çoğu insanın yüzü buruşur ama herkes bir şekliyle ilgili yaşar , şu ya bu şekilde ekonomi üzerinde kafa yorar. Yani iktisadi faaliyetler  ve para  çok karmaşık ilişkiler yumağı olarak yaşantımızda önemli bir ağırlığa sahiptir. Hatta dinilebilir ki  herkesi  ama herkesi derinden etkileyen,insan beyninin sınırlarını zorlayan bir güce ve etkiye sahiptir. Tıpkı ilahi bir güç gibi insanların hayatını yönlendirir, şekillendirir ve zaman zaman da darmadağın eder..

Bu karmaşık ve soğuk kavram üzerinde çalışmak, faaliyetlerini yazmak, gidişatı yorumlamak, anlamak haliyle zordur.

İktisadın ne şiirsel bir etkisi var, ne de edebi bir tarafı.

Duygusuz ve kasvetlidir hep.

Hep tetikte, gergin ve yıkıcı.

Hatta hayalet gibi.

Her yerde karşımıza çıkıyor, bir karabasan gibi üzerimize çökebiliyor.

Borsa görüntülerini görmüş ya da izlemişsinizdir. Devasa salonlarda sürekli telefonla konuşan, komut veren,bilgisayar başında işlem yapan , grafiklerden gözlerini alamayan onlarca insanın karmaşası ekonomi hakkında yeterli bilgiyi veriyor sanırım.

Aslında olayı dramatize etmeden meseleye girmek istiyorum ama işi bir türlü rayına koyup, yazamıyorum. Oradan buradan bilgiler beynimde birbirine çarpıp duruyor.Düşündükçe başıma ağrılar giriyor ve darmadağın oluyorum.

Bir mesele bu kadar mı çetrefilli olur?

Gerçekten de öylesine karışık ve çok boyutlu ki öngörüde bulunmak, gidişatı anlatmak çok zor.

Ama bir de yaşamın gerçekliği var. Herkesin gördüğü, etkilendiği yaşamın kendisi var.

Çarşı pazar, evde mutfak var.

Reel olan göstergeler var.

Geçen yıla göre o kadar çok farklılık var ki, insan ister istemez kaygılanıyor. Artan fiyatlar, işsiz kalanlar, iş yerlerini kapatanlar, borçlarını ödeyemeyenler, konkordato ilan edenler ve toplu işten çıkarmalar liste uzayıp gidiyor.

Rakamların soğukluğu, reel yaşamın yakıcılığı ortada.

Sadece bir gün işsizliği ve yoksulluğu yaşayın, parasız sokağa çıkın bakın nasıl bir sonuç çıkıyor?

Sadece bir gün deneyin.

Sarsılacaksınız.

Mesela kimse size yemek vermeyecek, toplu ulaşım araçlarını kullanmanız imkan dâhilinde olmayacak. Çocuklarınıza harçlık veremeyecek, sıcakta su içemeyecek, soğukta üşüyecek ve sonuç itibarıyla ihtiyaçları sürekli bastırmak zorunda kalacaksınız.

Hele bakmak zorunda kaldığınız bir aileniz varsa, iş daha vahim noktalara gelecek.

Gün boyu bitap düşecek, eve döndüğünde aile bireylerinin de aynı durumda olduğunu göreceksiniz.

Tabii gerçekte böyle bir deney mümkün olamayacağı için bitap düşen siz ve aileniz değil, yine yoksullar, işsizler, fakir fukara olacak…

Neyse yazıyı rakamların soğukluğuyla bitirelim…

 

“Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 yılı Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 4 puanlık artış ile yüzde 14,1 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 4,2 puanlık artış ile yüzde 16,1 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 7,5 puanlık artış ile yüzde 25,2 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 4 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 704 bin kişi azalarak 27 milyon 795 bin kişi, istihdam oranı ise 1,7 puanlık azalış ile yüzde 45,4 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 240 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 464 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 17,3’ü tarım, yüzde 19,7’si sanayi, yüzde 5,5’i inşaat, yüzde 57,4’ü ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,4 puan, inşaat sektörünün payı 1,8 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,1 puan arttı. Sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı ise değişim göstermedi.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52,9 olarak gerçekleşti

İşgücü 2019 yılı Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 630 bin kişi artarak 32 milyon 339 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 52,9 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,1 puanlık azalış ile yüzde 71,7, kadınlarda ise 1 puanlık artışla yüzde 34,4 olarak gerçekleşti.

Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,9 olarak gerçekleşti

Mart 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,5 puan artarak yüzde 33,9 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puan artarak yüzde 23,1 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı yüzde 46,0, işsizlik oranı yüzde 13,7 oldu

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 72 bin kişi artarak 28 milyon 146 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,1 puan artarak yüzde 46,0 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 68 bin kişi artarak 4 milyon 487 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,1 puan artarak yüzde 13,7 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,1 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 5 bin, inşaat sektöründe 53 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 94 bin, hizmet sektöründe 37 bin kişi arttı.”

Kaynak: Haberturk…

Sessizlik içinde, suyun melodik sesi:Tortum Şelalesi

Deniz, kum ve güneş dışında bir tatil deneyimi yaşamak isteyenler için Tortum Şelalesi heyecan verici bir durak olabilir. Erzurum’dan 105 km uzaklıkta bulunan ve oldukça zahmetli ama bir o kadar manzarası enfes görüntülere sahip, dolambaçlı ve adrenalin dolu bir yolculuktan sonra varılan Şelale tam bir doğa harikası. Erzurum’un sınırları içinde yer alan, Tortum Şelalesi; yüksekliği bakımından dünyanın üçüncü, Türkiye’nin en yüksek şelalesidir.

Özellikle yaz mevsiminde doğayla iç içe bir tatil yapmayı planlıyorsanız; rotanızı Tortum Şelalesi’ne çevirmenizi tavsiye ediyorum. Harika bir yer. Sessizsizlik içinde, suyun müthiş müziksel sesi insanı çarpıyor adeta. Kötü bir işletme anlayışı olsa da, doğanın cömertliği her şeyi insana unutturuyor.

Erzurum’dan Artvin sınırlarına doğru 100 km aşkın, zahmetli bir yolculuk sırasında enfes görüntüler görmek mümkün. Yolun Tortum Gölüne bakan kısımlarında yapılan seyir tepeleri fotoğraf severler için muazzam olanaklar yaratıyor.

Erzurum’un Uzundere ve Artvin’in Yusufeli ilçeleri arasında yer alan Şelale aynı zamanda enfes bir dereyi besleyen bir su kaynağı. Uzundere ismi sanırım buradan geliyor.

Tortum Şelalesi, oluşumu açısından dünyanın ikinci, yükseklik açısından ise dünyanın üçüncü şelalesidir. Dünyanın en yüksek şelalesi 120 metre ile Afrika’daki Zambezi Nehri üzerindeki Vietorio Şelalesi’dir. Bu şelaleyi 51 metre ile A.B.D’nde Erie Gölü ile Ontario Gölü arasındaki Niagara Şelalesi takip ediyor. 3’üncü sırada ise 48 metre ile Tortum Şelalesi yer alıyor.

Bu doğa harikası 1700’lü yılların ortalarında, bugünkü adı Balıklı olan köyün batısında yer alan Kamerli Dağı’nda meydana gelen toprak kaymasının Tortum Çayı’nın önünü kapatmasıyla oluşmuş. Tortum Gölü’nün Tev Vadisi ile gölün kuzey ucu arasındaki heyelan kütlesini aşarak dökülmesiyle oluşan bu şelale, döküldüğü akar yatağa yakın dirençli kireç taşı katmanları üzerinden geçiyor. 22 metrelik genişlikten ve 48 metre yükseklikten düşen sular üstte gökkuşağı, altta koca bir dev kazanı meydana getiriyor. 

1952 ila 1960 yılları arasında Tortum Şelalesi üzerine, bölgenin elektrik ihtiyacını karşılaması amacıyla bir hidroelektrik santrali yapılmış ve bir kanal aracılığıyla şelaleye giden suyun bir kısmı santrale alınmış. Bu bağlantı ne yazık ki şelaledeki suyun azalmasına sebep oluyor. Bazı mevsimlerde şelaleden hiç su akmazken, bazı mevsimlerde ise su yüksek debiyle akıyor. Şelalede suyun en fazla olduğu dönem Haziran ayına denk geliyor.

Bölgenin önemli turizm merkezlerinden biri olan bu şelale, yöre halkı tarafından “sudöken” ismiyle de anılıyor.

Şelale etrafında maalesef herhangi bir konaklama tesisi bulunmuyor. Bölgede birkaç gün geçirmek isterseniz, Uzundere ilçe merkezindeki tesislerden birinde kalabilirsiniz.

Bir ışıltı, bir yakamoz…

lake-van-castle.jpg.838x0_q80Van Gölünde sabahın ilk ışıklarında, göl yüzeyini gümüşümsü bir ışıltı kaplar. Özellikle yaz mevsiminin bahardan kalma günlerinde, sabahın ilk ışıklarında her şey o kadar dingin olur ki, insan ister istemez sessizlik içinde kaybolur. Göl donar sanki. Bir ayna gibi, gökyüzündeki ışıltıyı doğaya yansıtır. Ara da bir oluşan yakamozlar ve balıkların su yüzeyinde ki hareketi dışında göl alabildiğince hareketsiz ve pürüzsüzdür.

Her şey o kadar sessiz ki insan zaman zaman ürperir.Yüreği ıssızlaşıyor,  yalnızlık duygus insanın içini kaplar.

Tarih canlanır bir an, savaşlar, acılar ve göçler.

Efsaneler sıralanıyor bir bir. Acılardan,ölüm ve ayrılıklardan yana efsaneler…

 

En çok da yürek acısından dem vuran efsaneler.

Semiramis, Tamara,   Xecê…

Kavuşamamanın derin acısıdır yaşanılan, dilden dile dolaşan ve bu güne gelen.

Ve denilir ki, Asur kraliçesi Semiramis,  Van dolaylarında Ara adında bir hükümdara gönlünü kaptırır.  Aşkının izini sürerken, Ara’nın  ülkesine savaş açar.

Semiramis bir kraliçe. Söylediği kanun, emrettiği buyruk olan Asurluların ünlü Kraliçesi…

Ne yazık ki benliğindeki hırs, aralarında sevgilisin de olduğu Ara ülkesinin bir çok insanını, adamları tarafından kılıçtan geçirilir. Askerleri Ara’nın topraklarını almakla yetinmez ve kendisini de öldürür.

Bunun üzerine Semiramis’ın dünyası kararır. Yüreği yaralı bir halde seferi durdurur, geri döner. Ara’nın acısıyla Van Gölü kıyısında konuklanır  ve buraya  sevgilisi adına bir kale yaptırır. Bir süre sonra da ülkesi Asur’a  geri döner,hayata küser ve acı içinde ölür.

 

Efsane bu ya, dilden dile dolaşır, dağların doruklarında yaşayanların dilinde gezer ve günümüze ulaşır…

Ait olduğu yere, insan yüreğine geri döner.

 

Bir başka efsane yine kavuşamayan Tamara’yla ilgilidir. Denilir ki zamanın birinde adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı varmış. Adanın karşı kıyılarında çobanlık yapan yoksul genç, güzel Tamara’ya gönlünü kaptırır. Kızı görmek için her gece adaya yüzer, çabana gönlünü açan Tamara da ona gece karanlıkta yerini belirlemek için bir fenerle yol gösterir.

Gel zaman git zaman, yasak aşkları Tamara’nın babasının kulağına gider. Tamara’yı  bir süre takip eder, ne yaptığını öğrenir.

Tamara’nın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü kaybetmesine neden olur. Yüzmekten gücü kalmayan çoban Van Gölünün soğuk sularında son nefesini verirken, Ah Tamara diye çığlıklar atar ve sonsuza kadar susar artık. Tamara çığlığı duyar ve sevgilisinin boğulduğunu anlar, kendisini de suya bırakır.

Her ikisi de ölmüştür artık…

Adaya adını veren Tamara ve isimsiz çobanın aşkı her gün, her saat göl kıyılarında anlatılır, sonsuza kadar yaşamlarının sırrı adanın kayalıklarına fısıldanır.

Efsane bu, yüzyıllarca dilden dile dolaşır, zamana inat yaşar.

Kürtler Van Gölü Behr yani deniz, çevresine  de Serhat der. Bir dağ yurdudur burası. Medlerin, Urartuların yurdu. Aynı zamanda en zengin su kaynaklarının olduğu yerdir. Gün erkenden ışır, ışıdıkça dağların görkemi ortaya çıkar. Dağların zirvesi yazın bile karlıdır, Artos görkemlidir ve dağların nazlı, asi çocuğudur.

Her daim kaçağın ve isyanın yurdu dağ var ya, işte o dağ.

Artos…

Urartuların kıblegahı. Ulu bir dağ, kutsal ve doğal bir sığınak.

Ve Van Gölü. Behra Wanê. Yani Van Denizi. Büyük bir su kütlesine sahip bir göl. Tek dezavantajı dağların arasında sıkışmış olması!  Van Gölü gerçekten insanın içini ısıtan bir ruha sahip. Dört bir yanını saran dağlardan beslenen ve her daim masmavi kalan göl efsanelerin de kaynağı. Yani önceki yıllarda gündeme gelen Van Gölü Canavarı aslında tarihin derinliklerinde var olan, efsanelerinden kaynağını alır.

Göl boyunca uzanan yol kıvrılarak Van’a ulaşır.  Yolun bir yanı su, bir yanı dağ. Müthiş bir doğa yani. Görkemli dağların dorukları karlıyken, aşağıda göl gümüşümsü bir tepsi gibidir.

Gün ışıdığında dağların görkemli duruşu insanı masal dünyasına taşır. Dar vadilerden kıvrılarak, Van’a giden yol ışıdıkça insan büyülenir adeta.

Hele benim gibi ovada yaşayan bir insan için dağ dokusu, apayrı masalımsı bir güzelliktir. Ulaşılmaz gibidir çoğu zaman.

Dağlar her yerde özgürlüğün sembolüdür. Karacaoğlan boşuna mı ferman padişahınsa, dağlar bizimdir demiş.

Dağ özgürlük sembolüdür. Çölde bile en küçük bir yükselti doğal bir korunak ve ulaşılması gerek bir yükselti olarak kabul edilir.

Bu nedenle dağlar her zaman ilgi çekicidir. İnsanın beyninde fırtınalar yaratır, masal dünyasına taşır ve büyüler insanı.

Foto: MİCHAEL D’ESTRİES

 

Yukardan her şey güzel görünüyor…

Drone fotoğrafçılığına dair son yıllarda oldukça iddialı eserlerle kaşılaşıyoruz. Bugün kutuplardan vahşi yaşama, insanlardan şehirlere kadar uzanan güzel bir seçki hazırladık.

Hayatınızın başladığı coğrafya, gelecekte nasıl yaşayacağınıza etki ediyor. Fotoğraf sanatçıları için de durum bundan farklı değil. Her ne kadar icra etmesi yüksek maliyetlere neden olsa da fotoğrafçılık olmasaydı, gözümüzdeki bantları çıkartmamız bu kadar kolay olmayacaktı.

Yeryüzünde bizimle aynı anda devam eden çok farklı yaşamların da bulunduğunu hatırlatan drone fotoğraflarına bakıyoruz.

Kuzey Kutup Dairesi’ndeki bir kutup ayısı. İki dev buz kütlesinin üzerinden atlıyor:

Fotoğraf, iklim değişikliğine dikkat çekme amacı gütmese de insanlarda tuhaf bir suçluluk hissi uyandırmayı başardı. Kendi yaşam alanındaki bir hayvanın belki de saniyeler süren mücadelesini görüyoruz. Kuzey Kutup Dairesi’ndeki buzulların erime hızı, son 20 yılda muazzam seviyelere ulaştı. Bu fotoğraf, Ledoux’a 2018’de Yılın Drone Fotoğrafçısı unvanını kazandırdı.

 

Kış boyunca duran buzlar çözünürken yukarıdan böyle görünüyor:

Çek Cumhuriyeti’nde yaşayan Martin Mecnarowski, kış aylarından çıkarken yakaladığı bu fotoğrafla büyük ses getirdi. Çözünürken sinir hücrelermize benzeyen desenler oluşturan buzullara yukarıdan bakıyorsunuz.

Lavların deniz sularıyla buluştuğu anlar, Hawaii:

Geçtiğimiz aylarda Hawaii’nin durumu içler acısıyldı. ABD’ye bağlı ada eyaletindeki Büyük Ada’da yüzyılın en büyük volkanik felaketlerinden birisi gerçekleşti, kasabalar ve köyler çok ciddi zarar gördüler. Bu fotoğraf ise tehlikenin içine doğru yolculuk yapan fotoğrafçı Xiaoxiao Liu tarafından çekildi. Liu, iki gün boyunca lavların denizle buluştuğu anı görüntülemek için uğraştını söylüyor. Ateşin ve suyun çarpıştığı Hawaii sahillerine yaklaşmak anlaşılan o kadar da kolay olmamış.

Yolların şahit olduğu bir mevsim dönümü:

Romanya’da yaşayan fotoğrafçı Ovi Pop, ülkesinin en gözde illerinden Bihor’un Derna kasabasında iki farklı fotopraf çekti. Aynı yükseklikten aldığı bu iki kareyi birleştiren Pop, iki mevsim arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyor. Dondurucu bir kışın ardından, bölgedeki yüzlerce yıllık ormanın nasıl yeşillendiğini aynı karede görüyoruz.

  • Fotoğrafçının resmi Instagram hesabına ulaşmak için tıklayın.

Bir Star Wars sahnesine değil, tamamen gerçek olan antik mezarlıklara bakıyorsunuz:

Suudi Arabistan’ın Hicaz bölgesinde yer alan Madain Salih isimli bu bölgede, çölün ortasındaki kayalara oyulmuş antik mezarlar var. Arkeolojik çalışmaların devam ettiği alanda, insanlığın en kadim miraslarından bazıları bulunuyor. Bu nedenle bölge UNESCO’nun Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Fotoğrafçı Gabriel Scanu ise düzenlediği gezide sadece drone ile var olan bu güzelliği görüntülüyor.

Avcısını ifşa eden avlar, Bahamalar:

Dünya’nın en nadide bölgelerinden birisi olan Bahamalar’daki Aboca adası çevresinde pek çok denizcilik kalıntısı var. Bu kalıntıların önemli bir kısmı ise eski tip korsan gemilerinden oluşuyor. Gemiler ve mürettabatları hayatta değil, ancak bölgenin sakinleri doğal döngüleri içerisinde yaşamaya devam ediyor. Sığ sularda avlanmaya devam eden bir köpek balığının avları, kendi etrafını sarmış durumda. Hem fotoğrafçı hem de bir gezgin olan Adam Barker bu büyüleyici sahneyi görmemizi sağlıyor.

 

Yeryüzünün, yer altı doğasına karşı zaferi. Sönmüş bir antik volkan: 

İzlanda’da bulunan antik volkanlardan birisi olan Landmannalaugar, sanki su altında yosun kaplanmış bir kaya gibi duruyor. Yeryüzündeki bitkiler, bir zamanlar binlerce derecelik lavların göl olduğu krateri ele geçirmiş durumdalar. Fotoğrafçı Kirsten TÑube ise sadece drone kullanarak bu muazzam oluşumu net şekilde görmemizi sağlıyor.

Çin’de düzenlenen bir maraton. Başlangıç işaretinden hemen öncesi:

Dünya’nın en kalabalık ülkelerinden birisi olan Çin’de her yıl, sayısız spor müsabakası düzenleniyor. Bu fotoğraf ise rotasında Çin Seddi’nin de bulunduğu bir etkinlikten. Koşuya her ülkeden, her kültürden sporcu katılıyor. Fotoğrafçı Fan Zhang’in renkleri yakalamadaki ustalığıyla tüm o kültürlere el sallıyor gibiyiz.

Ne kadar büyük olursan ol, bir rehbere ihtiyacın vardır:

Aslında bir su altı fotoğrafçısı olan Davide Lopresti’nin drone ile çektiği bu fotoğrafta, modern ticaretin en büyük araçlarından olan yük gemilerinden birisini görüyoruz. Dalgaları rakipsiz şekilde aşan bu dev gemiler, sığ sulara ve dar boğazlara gelince, kendilerinden çok çok küçük olan römorkör teknelere ihtiyaç duyuyorlar.

 

Sürat patencilerinin yürümekte bile zorlandıkları yanılgısına düşüren gölgeleri:

Kışın sert geçtiği coğrafyalarda yapılan en popüler sporlardan olan sürat patenciliği, yıllar süren çalışma ve azim gerektiriyor. Avusturyalı fotoğrafçı Vincent Riemersma ise drone ile muhteşem bir zıtlığı görüntülemiş. Son derece süratli giden patencilerin gölgeleri, sanki yürümekte bile zorlanan insanlara benziyor.

 

Kaynak: webtekno8e901b83442e7f93cddb83d0fb247bdb02bd399b