Paranın zehri.

cR-AEM5n_400x400

Dünyanın neresinde olursanız,olun; haksız kazanç toplumu çürütür.Emek verilmeden elde edilenler sermaye, para, mülk, mal, mevki insana, topluma uzun vadede zarar verir. Bir düşünür faize, haksız kazanca paranın zehri der. Gerçekten de doğru, genel olarak bütün sosyal olaylarda, yaşamın geneline bunu uyarlamak  mümkündür.

Bu nedenle rüşvet, yolsuzluk, kamusal alanı yandaşlarına açmak, kara para, parayla para kazanma ve kaçakçılık her zaman toplumu çürütmüş, geniş insan kitlelerini yoksullaştırmıştır.

Bu nedenle, demokrasi mücadelesinin bir ayağı da, bütün insanların kamusal hizmetlerden faydalanmasını sağlama, insanca bir yaşamı hayata geçirme temelinde olur.

Her şeyin para ve kâr için düzenlendiği bir siyasal anlayış ancak kendi çevresinin, dayandığı gücün hayatı  düzene koyabilir.

Böyle bir sistemde işler rüşvetle yürür ; dayandığı güce, akrabalarına kamusal alanda olanak yaratır, devletin, toplumun kaynaklarını,olanak ve zebginlikleri çevresine açar.

 

Bireysel  anlamda başarılar artar, zenginleşme olanakları yaratılır, sermaye birikimine neden olur ama toplumsal olarak tam bir çürüme yaşanır.

Kimsenin kimseye güveni kalmaz, para yeni tanrı rölünde insanların yaşamına girer.

İktidarı yakın akraba, yandaş ve eşe dostla paylaşma sonucu olarak, ortalıkta işini bilmeyen bir sürü yetkili dolaşır. İşler, iş bilmeyenlerin elinde hantallaşır, yanlış işler yapılır, programsız bir çalışma yürür.

Hükümetler artık yolsuzlukların, rüşvet ve haksız kazancın pençesindedir. Her işin altından rüşvet çıkar ve doğal bir yöntemmiş gibi hayatın bütün alanlarına sirayet eder.

 

Hükümettin  bakanlıklarında memur olarak çalışmak bir ayrıcalık sayılır. Çünkü bakanlıkta çalışmak, iş takibinin önünü açar, orada çalışanlar iş takibi yaparak, haksız  kazançları cebe indirir.Her bakanlıklarda, devletin kilit noktalarında çalışanlar için bunu söylemek mümkün değil, ama çoğunlukla oluşan algı budur.

Buna yargı, ekonomi ve güvenlik de eklendi mi işler artık çığırından çıkar,sistem giderek totaliterleşir.

Rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma ve torpil gündelik yaşamın bir parçası haline gelir, çark paranın hükmüyle dönmeye başlar.

İşte o zaman adalet kaybolur, eşitlik bozulur, özgürlük buharlaşır.

Hak, hukuk rafta tozlanır, ekonomi bozulur.

Ortaya kocaman bir kaos çıkar.

Kaosu hayatın bir parçası olur, yurttaşlar ağır vergiler altında ezilir, milliyetçilik pompalanır, ötekileştirme başlanır, ırkçılık hortlar.

Köyler, kentler bölünmeye, şehirlerde getolar olaşmaya başlar.

Derme çatma mahallerin yanında, yüksek güvenlikli siteler inşa edilir.

Bankalar, finans kuruluşları kârlarına kâr katar ama yoksulluk giderek daha çok artar…

 

 

 

 

UBUNTU :”Ben, biz olduğumuz zaman ben’im.

il_794xN.1669352604_n4ri“Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır.
Onlara;
“Haydi, şimdi başla! Birinci olan alacak!”

O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu cevabı verirler;
“Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir?
Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.”

Ubuntu’nun anlamını açıklarlar onların dilinde:

Ubuntu: BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM…

Varlığı bir dert, yokluğu başka bir dert.

İnsanın bir işi olsa bile para kazanmak çok zor. Kazanılan parayı elde tutmak daha bir zor. Dolayısıyla para yönetimi dünyanın en meşekatlı meselesidir demek mümkün.

Her adım başı insana kurulan tuzak, elinizde ki iç beş kuruşu da tüketmeye yönelik. Öyle bir aldatma üzerine kurulan bir çark var ki, insanın kafası bulanıyor.

Her şey tüketime çıkıyor ve insan elindekini farkında olmadan kaybediyor.

Hayat kredi kartının sanal dünyasında tükenip, gidiyor.

Para görünür bir tanrı gibi.

İnsanı sevindiren ama yokluğunda cehennemi yaşatan bir güç gibi.

Neyse ki parayı tanrı gören bir anlayışa sahip değilim. Günü paranın sihirli gücünden uzak yaşamaya çalışıyorum.

Çünkü biliyorum ki varlığı da, yokluğu da büyük bela.

Yeni bir yol, yeni bir ufuk gerek….azparadijitalpazarlama

Bir tapınak yazısı

 

Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş , sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma . Başka türlü davranmak açıkca gerekmedikce herkesle dost olmaya çalış . Sana bir kötülük yapıldığında , verebileceğin karşılık unutmak olsun …

Bağışla ve unut . Ama kimseye teslim olma , içten ol ; telaşsız , kısa ve açık seçik konuş . Başkalarına da kulak ver . Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları ; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır …

Yanlız planlarının değil , başarılarının da tadını çıkarmaya çalış . İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen ; hayattaki dayanağın odur . Seveceğin bir iş seçersen , yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın . İşini öyle sev ki , başarıların , bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın …

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol . Sevmediğin zaman sever gibi yapma . Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme . İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz . Ve unutma ki , insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri , sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir …

Aşka burun kıvırma sakın , o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir . O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma …

Kaybetmeyi , ahlâksız bir kazanca tercih et . İlkinin acısı bir an , ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer . Bazı idealler o kadar değerlidir ki , o yolda mağlûp olman bile zafer sayılır . Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür …

Yılların geçmesine öfkelenme ; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe . Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme . Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman , yelkenlerini rüzgara göre ayarla . Çünkü dünya , karşılaştığın fırtınalarla değil , gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir . Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki , evreni yargılamak imkansızdır . Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol …

Hatırlarmısın doğduğun zamanları ? ; sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu . Öyle bir ömür geçir ki , herkes ağlasın öldüğünde , sen mutlulukla gülümse . Sabırlı , sevecen , erdemli ol . Eninde sonunda bütün servetin sensin . Görmeye çalış ki , bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen , dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır …

(Xsentos , İ.Ö. IX)

Eski Bir Tapınak Yazıtı65389050_465193164057761_967900931377817175_n

Wengo yeno şima?

Ewro ayam weşo. Tiji insanê kena germ. Tı wanê zek amnano. Perro nêliweno.

Durira wengêno yeno…Koyanra, deştra wengo yeno. Hem dûrîra, hemzi nezdira.

Sanki jewo dêri wano. Zerîra wano, xuerê weşeno, qesbay kesi weşneno.

No kamo,

sevano?

Wengo yeno şima?

Albert Einstein wano “Weng bi, wengê wengi mebi…”

Salvador-Dali-Critical-Solitude-1935-678x381

Salvador-Dali-Critical-Solitude-1935-678×381.rar

Zamanın kiymetini bilenler için

Zaman her zaman akıp giden, aynı hız ve güçle geçen bir kavram. Herkes eşit, herkese cömert. Ama zamanın kiymetini belirleme insanın elinde. Kimisi için zaman ağır bir yük, kimisi için de bir kovalanan bir varlık…

Sizin için zaman nedir?

Ne anlama gelir?

Yaşlanmak mı,

yoksa sevgiliye koşar adım koşmak mı?

Ya da hiç biri?

Zaman her yerde,

her mekanda bizden bir adım önde.

Sizin zamanınız, ne zamanı gösteriyor?

Şimdi ki zaman,

geçmiş zaman,

ya da gelecek zaman mı?IMAG1646.jpg