Tütün Han/Adıyaman

Adıyaman benim için sanırım ikinci memleketim. Yıllardır gidip gelirim. Bir çok akrabam var, dost ve arkadaşım var. Kamegene ve çevresinde ki tarihi doku, Pirin antik kenti, Palan Mağarası ve daha bir çok yer. Ve kent merkezindeki Tütün Han. Eskiden otel olarak kullanılıyormuş. Dağ Köylerinden getirilen tütünler burda satışa sunulurmuş. Yani hem otel, hem de tütün pazarı. Şimdi sanırım restorasyon çalışması var ya da çalışmalar bitmiş durumda. Eski halini paylaşmak istedi.

2013 Nisan Adıyaman/Semsur

 

Sevgili dostlar fotoğraf çalışmalarımı sistematik olarak size ulaştırmak için lütfen haberle birlikte verilen reklamları en azından birer defa tıklayın…Tşkler.

       Yerel ve Küresel Anlamda Barış Sorunu

Ülkemizde ve dünyada çok ciddi sorunlar yaşanıyor.Her geçen gün derinleşen ekonomik krizler, ülkeler arası düşmanlıklar, toplumlar arası çatışmalar, etnik sorunlar ve dinsel çekişmeler hayatımızın

büyük bir kısmını doldurmuş durumundadır.

Yaşantımızda yer alan her şey- trafikten tutalım, iletişime kadar, bu çatışma ve çekişmelerin arka planına göre şekillenmektedir. Farkında olsak da, olmasak da, her patlak veren sorun bizi derinden etkiliyor. Üzerimizdeki elbise, cebimizdeki para biz farkında olmadan duruma göre şekil alıyor.

Kimyada yanmanın tanımı yapılırken, yavaş ve hızlı yanmadan bahsedilir. Hızla yanma hepimizin bildiği alevli yanmalardır. Yavaş yanmalar ise daha farklıdır. Zaman içerisinde gelişir, yavaş bir şekilde maddeyi yok eder. Metalin paslanması da buna örnektir. İnsan farkına varmadan yavaş yanma gerçekleşir, kimya dilindeki adı oksitlenme olan olay, metali süreç içerisinde yok eder…

Bu gün dünyamızda ve ülkemizde yaşanan tam anlamıyla budur.

Yüz yıl içerisinde yaşanılan iki büyük savaştan sonra, dünyanın dört bir tarafında cereyan eden bölgesel ve iç savaşlar, tam anlamıyla bir yavaş yanmayı ifade eder. Derinden derine insanı çürüten, kanıksamaya neden olan kirli bir süreç bütün benliğimizi sarmış, bilincimize yerleşmiş durumdadır.

Ve bu nedenledir ki özde bir savaş karşıtlığı, gerçek anlamda barış severlik gelişememektedir. Yani yüreğimiz pas tutmakta; çürüyüp, yok olmaktadır. Oysa bu yangın şu ya da bu şekilde hepimizi derinden etkilemektedir.

Boğazımızdan geçen lokmayı küçülten, kaynaklarımızın heba olmasına neden olan, ormanlarımızı ve tümden doğal ortamı tahrip eden, açlık ve yoksulluğu kader haline getiren bu görmediğimiz, ya da görüp de ‘aman bana ne’ dediğimiz yangınlar değil midir?

Son yüz yılda olup, bitenler; tarih boyunca yaşanan katliam ve savaşlar aslında ortak bir bilinç oluşmasına neden olmuştur ama bu bilincin etkin olmaması, özgür yurttaş kavramının yaşamda pratikleşmemesi savaşın en etkili silah olmasına neden olmuştur.

Bu gün dünyanın dört bir yanında savaşlara karşı durmanın bin bir türlü riski ve tehlikesi mevcuttur. Bütün çatışma ve savaşlarda en önce, barış severler saldırıya uğramaktadır. En masumane bir anlayış olan barış severlik, maalesef hainlikle aynı kefeye konulmuştur. Ama barış isteyenler bilir ki barış insanlığın en yüce değeridir. İnsanların eşit, özgür ve hiçbir baskı altında olmadan, yan yana yaşamaları kadar güzel bir şey olabilir mi?

Düşünsenize, şu çevremizde ki sınırlar, sınırlamalar, tel örgüler ne işe yarıyor?

Sorun ve sıkıntılar dışında ne fayda veriyor bize?

Barış her şeyden önce bir yürek işidir. İnsanı ve doğayı merkeze alan, her canlının yaşam hakkını güvence altına alan bir anlayışın sonucudur. Ama asla ham bir hayal değildir.

Barış insanlar arasındaki sevginin yaşam bulmasıdır.

İçinde yaşadığımız süreç ve dönem her zamankinden daha fazla barışa ihtiyacı yaşamsal kılmıştır. Ülkemizde ve dünyanın değişik bölgelerinde patlayan bombalar, gelen ölüm haberleri geleceğimizi karartmakta, yüreğimizdeki yangını büyütmektedir. Hepimizin biraz sükunete ve barışçıl bir ortama ihtiyacı var. Bunu sağlamak için en gelişmiş silahlara ihtiyaç yoktur. Yüreğimizdeki sevgiyi harekete geçirmek, her insanı bir dünya kabul etmek ilk adım için yeterlidir.

Savaşlar için müthiş ordular, sistemler kuruluyor ama iş barışı inşa etmeye gelince bin bir zorluk yaratılıyor, çıkartılıyor. Kurduğumuz bütün örgüt ve sistemler savaşları sürdürmeye ve yeni acılar yaratmaya dairdir. Her şey savaş teknoloji baronlarının iki dudağı arasında şekillenmektedir.

Silah stokları dünyayı bin defa patlatacak güçte olduğu gerçeği söz konusudur. Yani her şey savaş gerçeğine uygun dizayn edilmektedir.

İşte asıl insanlığın çürümesine ve yok olmasına neden olan gerçeklik budur.

Bu gün insanlık bir tercih yapmak zorundadır. Ya barışı savunacak, ya da yer kürenin çürümesini ve yok olmasını göze alacaktır. Bu yok oluşu aslında her gün biraz daha yaşıyoruz.Farkında olmadan savaşların sürmesine ciddi bir destek oluyoruz.Kendi savaşımızı haklı görerek, başka felaketlere neden olacağımızdan bir haber yaşıyoruz. Oysa insan gerektiğinde kendine yönelmeli, başkaların haklılığını kabul ederek, kendi hırsı ve kötü düşüncesini yok edebilmelidir…

Çünkü her insan bir dünyadır.Barış da her dünyaya saygı duymak ve onun varlığını kabul etmekle gelişir.

16.05.2008 Urfa

Bir umudum sende anlıyor musun?

 

A n a d o l u    
Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anan dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun.?  
 
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak..
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin.
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, Bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun.?
 
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak..
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom göllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun.?
 
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım..
Görüyor musun.?
 
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu. 
Karayılanı,
Mechul Askeri..
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda.
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen,
Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun.?
 
 
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip..
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının..
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni..
  
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun.?
Ahmed ARİF

IMG_20190217_202121_629

Kış Yorgunu

Uzak ülkelerin fethinden geldik,
Bilemezsin ne kadar yorgunuz.
Bir kış günü huzurunu özledik hep,
Sonsuz yangınlar yiyen,
Dağlanmış ormanlar gibi yüreğimiz.
Bir maviliğe kayar,
Kapandı kapanacak gözlerimiz.
Harlayan bir soba vardı düşümüzde,
Kestaneler patlar, ışıklar köhne tarabaları yalarken.
Çok uzaklarda bir ırmak akar.
Korkmayın; bizim dağların kurtlarıdır onlar, ısırmaz.
Biz kediler gibi uyuyacaktık.
Ne çabuk sıkıldık böyle,
Zemheri içimizde toz duman,
Yeniden bahara açılan kapılar arar olduk.
Dört yanımız duvar ve kör kilitmiş oysa.
En akıllı seçimlerimizdi sorarsan,
Surlar ördük yüreğimize,
Anlamsız bir ömrü uzattıkça uzattık.
Kış yorgunuyum, bir kardan adamım artık.
Sakallarım mavi bir buz,
Büyür yalnızlığım,
Nasıl korkardım geceleri erimekten, bilmezsin;
Ölümmüş kurtuluş,
Yetmedi güneşimiz,
Buzdan yaşamlara tutsak kaldık.
Çekilsin artık bulutlar ve kar,
Bir eski evde kapılar gıcırdasın,
Azıcık aralansın bahara,
Uzun yağmurlarla yıkansın her yer.
Akın edecek güneşler peşinde değiliz artık,
Bir minik kardelen doğsun yeter.
Arsız bir çıplaklıkta öylece donakaldık
Şenol YAZICI

FB_IMG_1429289644098