Van Gölünde sabahın ilk ışıklarında gökyüzü aydınlansa da Güneş dağların ardında kalır, göl yüzeyini gümüşümsü bir ışıltı kaplar ve doyumsuz bir ışık seli oluşur.. Özellikle yaz mevsiminin bahardan kalma günlerinde her şey o kadar dingin olur ki, insan ister istemez sessizlik içinde kaybolur. Göl donar sanki. Bir ayna gibi, gökyüzündeki ışıltıyı çevreye yansıtır. Ara da bir oluşan yakamozlar ve balıkların su yüzeyinde ki hareketi dışında göl alabildiğince hareketsiz ve pürüzsüzdür.
Her şey o kadar sessiz ki insan zaman zaman ürperir. Yüreği ıssızlaşır, yalnızlık duygusu insanın içini kaplar.
Tarih
canlanır bir an, savaşlar, acılar ve göçler.
Efsaneler
sıralanıyor bir bir. Acılardan, katliamlardan
ve ayrılıklardan yana efsaneler…
En çok da yürek acısından dem vuran efsaneler.
Semiramis, Tamara,
Xecê…
Kavuşamamanın derin acısıdır yaşanılan, dilden dile dolaşan
ve bu güne gelen.
Ve denilir ki, Asur kraliçesi Semiramis, Van dolaylarında Ara adında bir hükümdara
gönlünü kaptırır. Aşkının izini
sürerken, Ara’nın ülkesine savaş
açar.
Semiramis bir kraliçe. Söylediği kanun, emrettiği buyruk
olan Asurluların ünlü Kraliçesi…
Ne yazık ki benliğindeki hırs aralarında sevgilisi Ara’nın da olduğu ülkenin bir çok insanını kılıçtan geçirtir. Askerleri Ara’nın topraklarını almakla yetinmez ve kendisini de öldürür.
Bunun üzerine Semiramis’ın dünyası kararır. Yüreği yaralı bir kanamalı bir halde seferi durdurur, geri döner. Ara’nın acısıyla Van Gölü kıyısında konuklanır ve buraya sevgili adına bir kale yaptırır. Bir süre sonra da ülkesi Asur’a geri döner.…
Efsane bu ya, dilden dile dolaşır, dağların doruklarında
yaşayanların dilinde gezer ve günümüze ulaşır… Ait olduğu yere, insan yüreğine
geri döner.
Bir başka efsane yine kavuşamayan Tamara’yla ilgilidir.
Denilir ki zamanın birinde adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan
Tamara adında bir kızı varmış. Adanın karşı kıyılarında çobanlık yapan yoksul
genç, kıza gönlünü kaptırır. Kızı görmek için her gece adaya yüzer, Tamara’da
ona gece karanlıkta yerini belirlemek için bir fenerle yol gösterir.
Gel zaman git zaman, yasak aşkları Tamara’nın babasının
kulağına gider. Tamara’yı bir süre takip
eder, ne yaptığını öğrenir.
Tamara’nın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle
adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü
kaybetmesine neden olur. Yüzmekten gücü kalmayan çoban Van Gölünün soğuk
sularında son nefesini verirken, Ah Tamara diye çığlıklar atar ve sonsuza kadar
susar artık. Tamara çığlığı duyar ve sevgilisinin boğulduğunu anlar, kendisini
de suya bırakır.
Her ikisi de ölmüştür artık…
Adaya adını veren Tamara ve isimsiz çobanın aşkı her gün,
her saat göl kıyılarında anlatılır, sonsuza kadar yaşamlarının sırrı adanın
kayalıklarına fısıldanır.
Efsane bu, yüzyıllarca dilden dile dolaşır, zamana inat yaşar.
Xecê’nın hikayesi de belki başka bir yazıda..