Van Goh, Sokrates ve Seyd Ahmed

 

 

Kısa bir süre önce hayatını kaybeden Seyd Ahmed hakkında bayağı zaman önce yazdığım yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Sosyal Meydadan takip ettiğim kadarıyla kendisinin herhangi bir kaydı, kafa kağıdı olmadığı için hastaneye bile alınmak istenmemiş, sonuçta kamuoyunun baskısıyla tedavisi için hastaneye yatırılmış olduğunu biliyorum.

Seyd Ahmed aslında yıllar önce hayatını noktaladı. Bütün dünya nimetlerine, mala mülke sırtını çevirdi, fırçasını alarak Siverek sokaklarına daldı. Başı öne eğitti hep, çünkü düşünürdü durmadan. Utandığından değil, yanlış bir şey yaptığından değil, düşündüğü için başı öne eğilmişti. Anlaşılan kafasında yığınca soru, tonlarca renk barındırıyor ve bu nedenle taşıyamıyordu kafasını. Yüreğinde ki aşkı ve kafasında ki derin felsefi görüş onu yanlızlaştırmış ve sokaklara sürmüştü.

O belki de bir dahiydi ama biz onu hep deli bildik.

Oysa bizim akılı olduğumuz tartışmalıydı.

Aklımız doğayı tahrip etmek, tüketmek ve mal biriktirmek için çalışıyordu. Deli değimiz Seydahmed’in ise aklı renklere, yalnızlıklara ve hayallere çalışırdı. Tıpkı eski zaman filozofları gibi.

Belki de bir filozoftu Seyhahmed. Biz bilmedik, ama  o bizi hep bildi, dönüp çirkinliklerimize bakmak istemedi. Çünkü biz aşkı öldürürdük, o ise aşka ruh katar, resmini çizerdi, delirmek de olsa bedeli…

 

İşte 2008 yılında kaleme aldığım yazı…

 

Çocukluğumun Siverek’i ilginç ve gizemliydi. İç içe, sırt sırta yapılmış toprak damlı evler, siyah bazalt parke taşlardan döşenen dar ve dolambaçlı sokaklar, kahveler; bütün bunların arasında iki katlı, görkemli taş konaklar göze çarpardı.

Siverek’in tam orta yerinde Hititlilerden kaldığı söylenilen Kale, şimdi park ve dinlenme yeri olsa  da , o dönemde oldukça canlı kalıntılara sahipti. Devasa kale duvarları, yer altı geçitleri ve toprağın altında inşa edilen gizemli odalar… Öte yandan bir sürü kabartma, kitabe  ve tarihi değeri olan taşlar, evlerin duvarlarında rastgele örülmüş olmaları,  bana pek ilginç gelirdi.

Kalenin altında geçitlerin ve Kral Odalarının bulunduğuna dair söylenceleri dinleyince, merakım iyiden iyiye artar, bir gün anlatılanları gün yüzüne çıkacağına inanırdım.

Çocukluk yıllarımın   Siverek’i bir Ortaçağ kentini andırır, sokak ve pazarlarda  gezen pala bıyıklı, abaların altında tüfek ve hançer saklayan ilginç tipler her daim insanın dikkatini çekerlerdi. Aşiret düzeninin devamlılığını sağlayan ,gözünü  budaktan sakınmayan bu tipler çoğunlukla insan canına kıyan, birer katildiler. Ama çarşıda, pazarda dolaşır, bir ağanın peyeliğini yaparak yaşamlarını oldukça rahat geçirirlerdi. Ne abalarının altındaki tüfek sorun olur, ne de mahkeme edilirlerdi.

Bir çoğu şimdi yok artık. Adları, sanları, ilginçlikleri zor bela hatırlanıyor. İlginçlikleri, yaşadıkları yılların zamanlarında kaldı. Belki adlarını  hatırlayanlar, onların zalimliklerini çocuklarına anlatıyordur.

O dönemin garipleri, parasız-pulsuzları; Cemalo, Sülo, Bılet, Abbas, Seyd Ahmed, Sofi, Hote de bunlar gibi ortalıkta gezer, çevrenin yardımıyla yaşamlarını sürdürürlerdi.  Her birisinin apayrı özellikleri ve kişilikleri vardı. Ama hiç biri hırsız ve zalim değildi.  Kimi deli diyordu bunlara, kimisi saf.

Belki birer filozoftular, belki de maddi yaşamdan ellerini, eteklerini çekmiş birer ermiş. Kimisi aşkından divane olmuş, bir diğeri aklının elinden sokaklara düşmüştü. Abbas yirmi dört saat sokakları adımlarken, Seyd Ahmed  elinde fırça, hayal kuruyordu, dar Siverek Sokaklarında. Her kesin apayrı bir dünyası ve sorunu onları sokaklara mahkum etmişti.

Şimdi bu insanların bir çoğu yok. Kimisi bir köşede ölü bulundu, kimisi bir başına bilinmez yolculuklara çıktı. Şimdi Siverek onlarsız yaşamaya devam ediyor. Ama her köşe başında onlardan izler bulmak mümkün. Zihinlerdeki yerleri puslu da olsa, gülümseyerek hatırlanıyorlar. İçlerinde unutulmayan, hala eserleriyle yaşayanlar da vardır.Seyd Ahmet bunlardan biridir. 20-30 yıl öncesi Siverek’te yaşayan her kes Seyd Ahmed’i tanır, bilirdi. Çünkü o müthiş bir ressam ve belki de bir dahiydi.

O  bir Van Gogh, Picasso kadar şanslı değildi. Onların  ilginçlikleri taşımasına rağmen, aynı ünü yakalayamamıştı. Onun hayatını araştıran bilim insanları yoktu, yaşamını anlatan bir yazar hiç olmadı. Ama  Seyd Ahmed bir ekoldu bence.

Üstüne başına dikkat etmeyen, yaşamında parayı bilmeyen ama müthiş resimler yapan ilginç bir insandı.  Bu nedenle üstü başı, elleri her zaman boyalı olur, ceplerinden fırçalar çıkardı. En çok da pastanelere manzaralar yapar, kara kalem portreler çalışırdı.

Zayıf, uzun boylu, saçı sürekli dağınık bir tipti. Zaman zaman sakal tıraşı olan, temiz bir insandı. Dişlerini çekmiş, ağzında dişsiz bir yaşam sürdürüyordu. Dişlerine ne oldu diye soranlara bildiği tek dil Zazaca “ Biray mi, merdimîrê çiçî yeno, werdra yeno. Mi nefsê xue kerd terbiye. Qande coy dildani mirê lazım nîyê. Ez xurê pilol wena,  nan terpoşnena doy miyan.  O ra sebo,  roja ci bîro, her kes ro mımıro? * diyerek, derin felsefi bir anlayışa sahip olduğunu da anlatmaya çalışırdı.

Dünya malı onun için, bir fırça kadar değerli değildi. Her şeye sırtını çevirmiş, hayalindeki dünyayı resmetmeye çalışıyordu. Yemyeşil manzaralar, şelaleler ve dağlardan akan nehirler resmeder, insan portelerini kara kalem çalışırdı  “Kaderleri siyah bunların, bu nedenle kara kalem çalışıyorum.” derdi.

Şimdi var, yaşar mı bir köşelerde bilmiyorum. Ama resimlerinden en azından bazılarının Siverek’te bir yerlerde asılı olduğunu tahmin ediyorum.

Sokrates M.Ö. 4 yüzyılda Atina’da yaşadı. “Kendini tanı” söylemiyle, insanın evrenden önce kendisini anlamlandırması gerektiği savunan bir filozoftu. Ömrü Yunan Soylularına ve Yöneticilerine karşı düşünceler geliştirerek geçti. Toplum düzenini bozmaktan ölüm cezasına çarptırılırken ve ölüme giderken bile düşüncelerinden ve yaşamından ödün vermedi. Ömrünün sonuna kadar öğrendi, öğretti.

Sokrates’ın hayatını anlatan “Filozofu Öldürmek” adlı yazıyı E edebiyat dergisinde okuyunca aklıma Seyd Ahmed geldi. Kim bilir belki de o da bir filozof, dahi bir ressamdı. Ama biz onun  farkına varamadık. Deli diyip, sokaklara mahkum ettik. Dünya malına sırtını dönmesini, resim için hayal aleminde gezinmesini delilik olarak değerlendirdik. Oysa bütün önemli filozoflar, önemli ressamlar biraz deli değiller miydi?

İnsanlar Sokrates’in farkına varmasaydı, düşüncelerini ve yaşamını tartışmasaydı Sokrates bu gün kitaplarda, zihin ve felsefi çalışmalarda yaşar mıydı?

İnsanı ölümsüz kılan farkındalık değil midir?

İşte bu nedenle Seyd Ahmed’i 28 yıl sonra da olsa yeniden tanıdım, farkına vardım.

Seyd Ahmet’i hatırlayan, onun eserlerini saklayan birileri mutlaka vardır. Bunları ortaya çıkarmak, Siverek açısından oldukça önemlidir.

Siverek Vilayet Yapma Derneği bir sürü saçma sapan işle uğraşacağına, Seyd Ahmed ve benzerlerinin hayatlarını araştırsa, onların varsa eserlerini ortaya çıkarsa, eminim Siverek’in İl olmasından daha hayırlı bir iş yapmış olur. Bu gün dünyada küçük ama oldukça etkili kentler mevcut.

Tarihleriyle, insanlığa mal olmuş kişilikleriyle bütün dünyada biliniyorlar. Hiç biri başkent ya da mevcut konumlarını aşan yapılara ulaşmak için çaba harcamıyorlar. Daha ziya de kendi değerlerini dünyaya tanıtıyorlar. Bu sayede sürekli yükseliyorlar, gelişiyorlar.

Siverek’te ki demokratik kitle örgütleri, ya da bir dernek mesela Seyd Ahmed’in eserlerini ortaya çıkarıp, bir resim müzesi yapabilir. Yılmaz Güney, Ahmet Arif, Mehmet Uzun, İbrahim Rafet, Bablı Osman,69355107_2313907465405401_8679607307207704576_n Yılmaz Karakoyunlu,  Necati Sİyahkan ve daha bir çok yazar, sanatçı ve düşünürün hayatını araştıran kurumlar  kurabilir, onlar adına her yıl sempozyumlar düzenleyebilir.

Ama maalesef bu işler çoğu zaman deli saçması olarak algılanır.

Tıpkı Seyd Ahmed’in ressamlığına delilik denildiği gibi.

 

*

“Kardeşim, insana ne gelse, yemeden gelir. Ben nefsimi terbiye ettim. Bu nedenle dişe ihtiyacım yok. Ben kendime bulamaç,lapa yerim, ayrana ekmek doğrarım. Ne olacak. Günü geldiğinde herkes ölmeyecek. mi?”

 

Not: Fotoğrafları sosyal meydadan aldım. Siverek’in Sesi ya da başka bir hesaptı. Lütfen özürlerimi kabul etsinler. Tam adreslerini bulamadım. Bana buradan ulaşırlarsa çeken ya da yayınlayan hesapları fotoğrafların altına yazarım. Hoş görünüz için teşekkürler…

 

 

 

16.052008

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s