İki insan, bir hikaye…

DSCF9898

IMG_2401[10177]

 

Giyinmenin tarihi, çok eskiye dayanır. En eski çağlardan bu yana insanlar iklim ve doğa koşullarına göre giyinmiş, giyinmeyi bir estetiksel disiplin olarak görmüştür.

Muhtemelen ilk insan toplulukları giyinmek için hayvan derilerini kullandılar ve zamanla bitki liflerinden kumaş dokumayı öğrendiler.

Böylelikle giyinmek örtünmekten öte, bir estetiksel kaygıyı da beraberinde getirdi. İlk çağlarda herkes kendi terzisiyken, sonra ki dönemlerde insanlara giysi diken ustalar, yani terziler çıktı tarih sahnesine.

O gün bu gün, insanın giyimle serüveni devam ediyor, iğne ipliği, iplik kumaşı şekilden şekle sokarak, insanın iyi görünmesini sağlıyor.

Giyim sadece insanların örtünmesi olarak kalmıyor, kimi zaman politik bir kimlik, kimi zaman da dinsel bir simge olarak hayatımıza giriyor. Bazen de sosyal konumunu belirleyen sembol olarak karşımıza çıkıyor.

Bu gün hayatımızın her evresinde giyinmenin büyük önemi var. Günlük olarak giydiğimiz elbiselerden tutalım, özel günlere kadar çeşit çeşit giysiler giyiyoruz. Parası olan, olmayan kendi olanakları çerçevesinde güne, zamana denk giyiniyor.

Bu nedenle tüketim toplumunun en revaçta sektörü tekstil demek mümkün. Devasa bütçeleriyle dünya tekstil devleri, insanları giydirmek için çabalıyor. Çünkü giyimin tıpkı gıda gibi, insanı harcamaya iten özel bir güce sahip olduğu biliniyor.

Giyim kuşam denilince, akla başta takım elbise gelir. Daha çok erkeklerin tercih ettiği takım elbise bu günlerde hazır giyimin en önemli kalemi olsa da, geçmişte terzilik mesleğinin bel kemiğiydi. En küçük kasabada bile takım elbise diken ustalar olurdu. Oysa şimdi takım elbise diken ustalar neredeyse tükenmeyle karşı karşıya. Bu mesleği büyük bir inatla sürdüren, sonuna kadar götürmeyi esas alan ustalar olsa da, terzilik mesleği giderek kayboluyor, şekil değiştiriyor.

İşte size iki usta insanın, bir hikayesi…

 

Her gün ütülü  takım elbisesiyle Gaziantep Eblehan’da bulunan tarihi çarşıda ki iş yerinin kepenklerini açan ve tek başına asırlık mesleğini sürdürmeye çalışan Nezir Canpolat tam elli yıldır terzilik yaparak hayatını sürdürüyor. 1970 yılında İlkokulu bitirdikten sonra kendi deyimiyle sanata yönelen Nezir Usta  Antep’in Şehre Küstü semtinde çırak olarak işe başlamış. Dönemin en iyi ustaların yanında çalışarak, mesleğinin inceliğini öğrenmiş, terziliğe gönül vermiş.

İğne iplikle tanıştıktan sonra bir daha bırakamayan, beş yıl çıraklık yapan, sonra kalfalığa terfi eden ve usta olduğuna kanaat getirdiği 1984  yıllarında kendi iş yerini açarak, o gün bu gün terzilik mesleğini saygın bir ustası olarak yaşamını sürdürüyor.

50 yıllık Terzi Nezir Usta hazır giyim sektörün gelişmesi terzilik mesleğini tükettiğini söylüyor ama ustalığını sürdürmede kararlı görünüyor.

“ Sanat olayı her gün biraz daha tükeniyor. Sanat makineleşmeye, hazır giyime yeniliyor.  Ben yıllardır direniyorum, sonuna kadar da gideceğim. Bu mesleği birkaç kişiye öğretmeye çalıştım. Biri öğrendi ama işe devam etmedi. Bir kaçı işi yarıda bıraktı. Ancak bir kişi yetiştirebildim. Şimdi tek başıma çalışıyorum. Biz son nesiliz, bizden sonrası yok. Çırak usta işi olmazsa, terzilik mesleği ölür. Bu meslek çırakla gelecek nesillere aktarılır.  ”

Yine aynı dönemde terziliğe adım atan 61 yaşında ki Ahmet Özbay ise 51 yıldır terzilik yapıyor.

Oda uzun bir süre çırak, kalfa olarak çalıştıktan sonra 1981 yılında kendi iş yerini açmış. Beş yıl boyunca kendi iş yerinde takım elbise, pantolon, palto ve gömlek diken Ahmet Usta sonra bir kamu kuruluşunda 20 yıl terzilik yaparak emekli olmuş. Emekli olduktan sonra terzilik mesleğine devam ederek, yaşamını sürdürüyor. Ahmet Usta hazır giyime olan talebin terziliği öldürdüğünü görünce, daha çok tadilat işlerine yönelmiş. Şimdi küçük dükkanında, 40 yıllık hayat arkadaşıyla birlikte daha çok tadilat ağırlıklı terziliğe devam ediyor.

“Eskiden merkezi yerde dükkanım vardı. Dükkanı bırakıp, kamu sektöründe çalışmaya başlayınca, dükkan elimden gitti. Aradan yıllar geçse de halen tek tük müşterim var. Takım elbise dikme talebi geliyor. Ama artık ben takım elbise dikmiyorum. Daha çok tadilat işleri yapıyorum. Çırak bulamıyorum. Kimse çocuğunu terzilik mesleğine yöneltmiyor. Bu nedenle mesleğimiz giderek yok olmayla karşı karşıya. Oysa bu meslek hep lazım olacak…”

Terzi kendi söküğünü dikemez sözüne tezat olan Nezir Usta, oldukça alımlı giyiniyor ve iş yerinde takım elbiseyle çalışıyor.

Onu tertemiz gömleği, kravat ve yeleğiyle ütü yaparken bulmanız içten bile değil. Nezir Usta her zaman takım elbisesiyle güne başlıyor ve söyle kendini anlatıyor: “Ben her zaman böyle giyiniyorum. İşim gereği. Bir terzi paspal giyinmez, kot pantolonla çalışmaz. İşime saygımdan dolayı, hep takım elbiseyle işimi yapıyorum. Kendi elbisemi, kendim dikiyorum.”

Takım elbiseye talebin giderek azaldığını, konfeksiyonda ihtiyacını karşılamakta güçlük çeken müşterilerin terziliği ayakta tuttuğunu söyleyen  Nezir Usta “ Yani hazır giyimde bulunmayan bedenlerin terzisi olduk.  Gelen ya çok kilolu, ya çok zayıf ya da takım elbiseye meraklı, yoksa kimse gelip takım elbise dikmiyor. Hazır giyime yöneliyorlar.” diyor.

Her iki ustanın da sitemleri aynı. Terzilik mesleği giderek kayboluyor ve usta çırak ilişkisi gerilerde kalıyor.

Bir süre sonra terzilik mesleği sadece tadilatla yaşamaya devam ederse, kimse şaşırmasın.

Çünkü çırak yok,  çırak yoksa mesleğin gelecek nesillere  aktarılması da mümkün olmuyor…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s