Feyzi Çelik yazdı.

 

Seher ve Devran öykülerinden sonra Selahattin Demirtaş, Leylan’la roman dünyasına adımını atmış oldu. Kitap, biri uzun öykü olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Uzun öykü, tipik bir Diyarbakır kırığı olan Kudret’in anlatımı ile ilerliyor. Kudret, Serap’a çaktırmadan aşık. Serap da bunun farkında. O da çaktırmadan aşık ama bu konuda bir belirlilik de yok.Fotoğraf açıklaması yok.

Kudret, Serap’la evlenmek için adım atmadığı gibi biri avukatla olmak üzere üç kez Serap’ın evlenmesini engelliyor. Arkadaşları da var, tam bir kanki grup. Süphan ve Kemallettin’le çocukluktan gelen arkadaşlıkları var. Hep beraber hareket ediyorlar. Müthiş bir dayanışma halleri var. Okulda yaşanan zorluklar hele hele yasaklanmış Kürtçe karşısında dayatılan asimilasyona karşı kendi hallerince duruşlardan pasajlar verilerek roman politik bir görünüme kavuştuğu gibi Kudret şahsında Diyarbakır kırıklarının Kürt politikleşme süreci de yansıtılıyor. Kudret’in kudreti, tamirci dükkanına tamir için bırakılan arabanın arka koltuğunda bulunan Mehmed Uzun’un “Bîra Qedere/Kader Kuyusu” romanı ile ortaya çıkıyor ve yine tamir için arabasını kendilerine getiren Netice’nin “Hayat Hep Yarımdır” romanı ile bir nefesten sonra devam ederek, savaş karşıtı imzacı Bedirhan’ın yaşam ve mücadelesine odaklanıyor.

Aşkın, insan sevgisinin yaşamın anlamı olduğu kadar ihanetin, sevgisizliğin felsefi tahlillerinin yapıldığı roman ilerleyen sayfalarda bir bilim kurgu hüviyetini alıyor. Teknolojik gelişmenin, bilginin insan zekasına hükmedilmesi süreci Huxley’in Cesur Bir Dünya romanındaki yapay insanını hatırlatıyor. Yer yer o romandan da söz ediliyor. Zekanın zihni esir alacağı kuşkusu üzerinde duruluyor. Büyük tıbbi ve teknik bilgi gerektiren romanı yazmak kolay bir iş değildir. Demirtaş, zor bir işe girmiş gibi görünüyor. Çatısı iyi çatılan bir kitap olsa da böyle karmaşık, birbirinden kopup ilişki, olay ve insanları bir roman içinde kurgulamaktaki zorluk romanın en zayıf noktası olarak görülebilir.

Yer yer kitap bir roman havasından çıkıp, bilimsel bir kitap haline gelebiliyor. Kapitalizm eleştirisiyle bir ekonomik-politik, mutluluk, iyilik, kötülük, zeka, zihin, yapay zeka gibi konuların tartışıldığı bir felsefe kitabı haline gelebiliyor.

Kudret’in anlatıcı olduğu bölüm için roman sanatının anlatım gücü daha fazladır. Olay örgüsündeki ince alay ve mizah romanın artıları olarak görülebilir. Özellikle Kürtçe ve Türkçe’deki kelime anlamlarının farklılığı eğlenceli bir şekilde anlatılarak roman kahramanlarının derinlikli bilgileri de okuyucuya aktarılıyor.

Demirtaş,sanat,bilim, politika ve felsefe birikiminden oldukça faydalanmış. Roman tekniği olarak Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sından ilham almış gibi görünüyor. Kürk Mantolu Madonna’da olduğu gibi roman iki roman gibi yazılmıştır. Sabahattin Ali, her iki bölüm bakımından karakter geçişinde bir devamlılık sağlarken, Leylan’da bu devamlılık görülmüyor. Bu da ikinci roman ile birinci romanı birbirinden koparıyor. Bağlantı yokmuş gibi görünüyor. Tek bir bağ görünüyor; o da, Netice ile Bedirhan’ın KHK ile görevlerinden ihraç edilen akademisyen olmalarıdır. Önce bir anlatıcı ve sonra bir şekilde Raif Bey’in çekmecesinden çıkan notlar nasıl ki, Ali’nin roman kurgusunu oluşturmuşsa Demirtaş’ın roman kurgusu da ona çok benziyor. İçerik olarak da benzerlikler var: Celal-Linda aşkı, Raif-Maria aşkını hatırlatıyor. Babadan habersiz dünyaya gelen Mutlu, Raif-Maria’dan doğan çocuğu hatırlatıyor. Ancak, Ali döneminin karamsar, silik, etkisiz kahramanlar yok. Mücadeleci, umut dolu karakterler var. Celal gibi imzasını geri alıp da işine devam eden teslimiyet ve ihanetin zirvesinde yaşayanlar bile bir anda direnişçi haline gelip, komada bulunan Bedirhan’ın yaşama tutulmasına gerekçe olabiliyorlar. İyimserden de çok iyimser karakterler var, gerçek yaşamda bunlar var mı sormamak elde değil. Aşırı naiflik, aşırı karamsarlıktan fazla başımıza iş açabilir. Seher ve Devran’ın karakterleri de böyleydi. Açık olmasa da düzen içinde düzen kurulabileceği iyi niyetliliği ve saflığı var.

Zeliha, önemli bir karakter olmasına rağmen, Zeliha’nın yeni yaşamına geçişteki bağlantılar sanki önceden yazılmış bir kader gibi bir anlatım yolunun seçilmesi bu karakterin giderek romanda silikleşmesi ile sonuçlanmış.

Yarım Kalan Hayatların girişine bakılırsa okuyucu onu ana karakter olarak görmek isteyebilir. Sonuçta, belirli bir düzeyde olan aydın insanların yardımı ile hayata tutunmuş bir görüntü var. Bu da yazarın oldukça iyimser anlatımının bir sonucu olabilir.

Mutlu Açıkgöz, başlangıçta görmeyen bir erkek avukat olarak sahneye çıkarken, sonrasında Celal ve Linda’nın kızı görmeyen bir kadın olarak ortaya çıkıyor ve öyle devam ediyor. Acaba, yazar böyle yaparak paralel yaşanan hayatlar ya da aynı yaşamın farklı kişilerde yaşanabileceğini mi kurgulamak istemiş? Bu kurguyu romana yedirmekte çok büyük bir zorluk var. Romanın zayıf yönlerinden biri olarak görülebilir.

Romanda, Bedirhan ile Demirtaş’ın benzerliği dikkat çekiyor. Bedirhan-Sema aşkı, Selahattin-Başak aşkını hatırlatıyor. Komada beyni Sema’ya bağlanan hayal ve düşünceler Sema aracılığıyla dışarıya çıkması, Demirtaş’ın hayal ve düşüncelerinin hapiste medya üzerinden halka ulaşmasına benziyor. Bedirhan’ın, “…ama insanların mutluluğu için bir şeyler yapma imkanı varken yapmıyorsan, bu seni kesinlikle kötü bir insan yapar.” konuşması Demirtaş’ın görüşlerini yansıtıyor.

Teknolojik gelişmeler, Bedirhan’ı yaşatmaya yetmiyor. Onun yerini Bedirhan’ın hayal ve düşünce dünyasının pencereleri okuyucuya açılıyor. Son yolculuğu Nusaybin’in yıkılmış, yakılmış sokaklarında devam ederek iki genç kardeşinin de yattığı mezarlıkta sonsuzluğa doğru uzanıyor.
Yarım Kalan Hayatlar, Gabar’ın asi çocuğu Bedo’nun Nusaybin ile Kamışlo için söylediği “Yüreğimin diğer yarısı” sözü ile birleşip, hayatın anlam bütünlüğüne ve parçalanmış şehirlerin birleşmesi umudunu yeşertiyor.

“Gözyaşlarıyla yıkamaya gittim
Hasret dolu busenin dağladığı yeri dudaklarımdan….
Gittim, yarım kalmak için bu şarkıda
Gittim, söylenmeyen şeylerle şerefimi kurtarmaya”
Furûğ-i Ferruhzâd