Bir tutam gölge ve Palî Direnişi

Bahar mevsimi son deminde, yazın kavurucu sıcakları başlar ve Mezopotamya tam anlamıyla bir kaosu yaşar. Yemyeşil ovalar kısa sürede sararmaya, kurumaya yüz tutar, buğday başakları altın sarısına döner, mercimek,arpa hasadı zamanı gelir. Ağaçlar meyveye durur, toprak üzerindeki yeşil örtüyü atmaya, bitkiler tohumlarını dökmeye başlar.

Doğada bitkiler tohum dökme mevsimine girdiğinde,  insanlar için  hasat zamanı gelmiş olur.

Bu mevsimsel döngü, en eski zamanlardan bu yana insanların yaşam kaynağı, dayanağı ve umudu olmuştur. Bu nedenle bahar yeniden dirilişi ifade ederken, yaz çoğalma,ürün alma, bereket anlamına gelir.

Çocukluk yıllarımda bu döngüye tanık olur, zamanın ilerleyişini, doğanın renk değiştirmesini bizzat yaşardık.

Baharda sevinir, yazda, sarı sıcakta kavrulurduk.  Önce derimizin rengi kararır, sonra başaklar dolar, olgunlaşır, boy atar, büyür ve hasat zamanı gelirdi.

Biz bu mevsimsel döngüye pali derdik. Doğanın insanla, insanın doğayla barışık olduğu zamanlardı. Avcı toplayıcı kültürün torunları olarak, güneşin döngüsüne göre yaşar, toprağın bereketine göre yol alırdık.

O zamanlar bugünkü gibi biçer döver, traktör, tarımda makineleşme pek yoktu, olsa da bizim oralara ulaşmamıştı, her şey insan emeğine bağlıydı.

Boy veren başaklar elle toplanıyor, sapla saman insan gücüyle birbirinden ayrılıyordu. Her şey insanların nasırlaşan ellerine, kabaran parmaklarına bağlıydı. İnsan isterse buğday bire on, bire yüz veriyordu.

O yıllarda Mezopotamya’da daha çok kuru tarım yapılırdı ve kimyasallar henüz çok yaygın değildi. Sulu tarım, doğal su gözelerinin bulunduğu alanlarda, nehir kenarlarında,  küçük ölçekli arazilerde yapılırdı. Ne baraj vardı hayatımızda, ne de kimyasal ilaçlar. Her şey doğal seyrinde gelişir, zaman zaman verim çok olur, bazen de başaklar dolmadan kururdu. Kuru tarım yaygındı ve her şey baharda yağacak yağmura bağlıydı. Yağmur iyi, güneş de yeterli ısıyı verdi mi mayıs sonu, mercimek sararmaya, arpa başakları kurumaya başladığında pali zamanı gelmiş olurdu. Mayıs  sonu pali mevsimiydi. Biraz daha  erken, ya da  geç mevsimin ortalama sıcaklığına, tarlaların sararmasına bağlıydı.

Pali zamanı her keste bir hareketlenme, bir endişe, bir umut ve bitmez bir yorgunluk baş gösterirdi. Zaman az, güç sınırlıydı. Özellikle geniş toprak sahipleri, kış boyunca umut bağladıkları ürün tarlada kalır, çürür, bir kıvılcımla küle döner korkusu yaşar, bir an önce hasadı kaldırma esas alınırdı. İnsan gücüne ihtiyaç duydukları için kentlerin varoşlarında yaşayan yoksul aileleri hasada dahil etmek zorunda kalırlardı.

Çoğunlukla kadın ve çocuklardan oluşan ve elle hasat yapan bu aile boyu işçilere palê denilirdi.  Hasat zamanı geldi mi önceden elçiler çalışacak kişilerin bulunduğu mahallelere haber gönderir, görüşmeler yapar, bazı kadın elçiler ayarlanır, çalışabilecek kişiler haberdar edilerek, mercimek sararmaya başlar başlamaz, kentin  belli noktalarına gece yarısı geçtikten sonra sabaha doğru kamyon çekilir, ne kadar işçi lazımsa  kamyon kasalarına bindirilerek, tarlalara taşınırdı.

Yakın  ve küçük tarla sahipleri ise kamyon yerine at arabası kullanır, az işçi ile yetinirlerdi.

Bu gün soframıza gelen bir çok tohumun ana vatanı olan  Mezopotamya’da tarlalar uçsuz bucaksız bir şekilde uzanır, ufuk çizgisinde sonsuzluğu karışır. Düm düz ovalar, hafif eğimli araziler, tepeler ve kısmen de olsa yüksek yaylalar, dağlık alanlarda sıkışan küçük tarlalar mercimek, arpa ve buğdaya  ev sahipliği yapardı. Özellikle geniş ovalarda yapılan ekimler, yüzlerce kadın ve çocuk paleciler tarafından elle yolunarak, toplanırdı. Çocuklar, ya onlarca çalışan kadın işçilere su dağıtır  ya da kadın işçilerin yoldukları mercimek  destelerini yığın haline getirirlerdi.

Gece yarısı başlayan pali yolculuğu, güneş doğmadan tarlada noktalanır, hasat  güneş altında başlar, gün boyu devam eder, akşam karanlık basmadan yolma işi son bulurdu. Güneş öylesine sıcak ve tepeden vururdu ki, gökyüzünden alevler yeryüzüne iner gibi olurdu.. Güneş bir ateş topuna dönüşür, insanı nefessiz bırakırdı. Toz, toprak, saman ve sarı sıcak insanı adeta boğma noktasına getirir ve bütün takatını tüketir,bitap düşürürdü. Bu durumda kadın işçiler yüzlerine puşi, ellerine kalın çorap geçirerek, sıcaktan ve tozdan korunmaya çalışırlardı. O dönemde o kadar çok pale vardı ki , gerçekten pali zamanı bir kaosa dönerdi Mezopotamya kentleri.

Çoğu aile bu yolla geçimlerini sağlar, karınlarını doyururdu.

Bu günkü parayla 30-40 tl yevmiye verilir, çocuklara yarı ücret ödenirdi. Kimi zaman ücretler durduk yerde yarıya iner, insanlar köle gibi çalıştırılırdı. Emeğin buharlaştığı, bazıları için sermaye birikiminin olduğu yıllardı. Biz anlamazdık sermayenin nasıl biriktiğini, bilmezdik zenginliğin nasıl başladığını. Kimin, nasıl mal mülk sahibi olduğunu çok sorgulamaz, sormazdık.

Mülk Allah’ındı ama kullanma hakkı her nedense belli kişilerindi.

İşte bu uzlaşmaz çelişkiyle birileri ilgileniyor, pali direnişini örgütlüyordu 1977-78 yıllarında. Duvar yazılarında Pali Direnişi sloganları çoğalıyor, yoksulluktan boğazları kokan palelere direniş çağrıları yapılıyordu.

Direniş kayıt dışıydı, tıpkı pale emekçilerin kayıt dışı olduğu gibi.  Hatta illegal demek belki daha doğru olur. Aslında bir grev çağrısıydı yaşanılan. Bir sendika yoktu ortada. İşi gençler yürütüyordu, direnişe çağıranlar devrim hayali kuran gençlerdi.

Pale yani tarım emekçilerinin ne kayıtları vardı, ne de sigortaları.Her şey elçilerin insafında yaşanıyor, emekleri oldukça ucuza pazarlanıyordu.

Bu duruma  dikkat çeken sol sosyalist gençler altan alta bir direnişi örgütlüyor, bir nevi grev organize ediyorlardı ve buna Pali Direnişi diyorlardı.

Gençlere göre verilen ücret çok düşüktü ve çalışma saatleri uzun ve yorucuydu. Bunun için ücretler en az iki katına çıkarılacak ve çalışma saatleri düşürülecekti.

İlk başlarda ne işçiler, ne de geniş toprak sahipleri bu çağrıya kulak asmadılar ve eski yöntemlerde ısrar ettiler.

O dönem  Mezopotamya’da faaliyet yürüten dernek ve yapılar birlikte hareket olanakları yaratarak, Pali Direnişini kısmen de olsa ileriye taşıdılar. Bu derneklere üye olan gençler bir işçi gibi paliye gittiler, toprak sahiplerine karşı işçilerin haklarını savundular, işi yavaşlattılar, beş günlük grev organize ettiler. Sancılı geçen günlerden sonra tarım işçileri paliye gitmeyince, geniş toprak sahipleri geri adım atarak, ücretleri iki katına çıkartarak, o yılları kurtardılar. Böylelikle ürün tarlada kalmamış, palelerde iki kat ücret almışlardı.

O yıllarda duvar yazılarında “Yaşasın pali direnişimiz” yazardı koca koca harflarle. Sonra sıkıyönetim askerleri beyaz kireçle silerdi bu yazıları. Gece bir daha yazılırdı, ertesi gün yeniden silme timleri devreye girerdi.

Zor günlerdi velakin. İnsanın sıcakta kavrulduğu, eridiği, karardığı,tohumun tane tane ayıklandığı, diş ile, tırnak ile söküldüğü günlerdi.

Bu karmaşa sürerken,  o yıllarda  tırpan girdi hayatımıza. Biraz daha azaldı paleciler. Bu kez tırpancılar doluştu kamyonlara. Uzak diyarlardan, Ağrı’dan, Muş’dan, Van’dan gelen tırpancılar toplamaya başladı mercimekleri. Tırpancılar erkek, paleciler kadındı. Yan yana çalışmaya başlasalar da, tırpancıların sayısı giderek artıyordu. Çünkü tırpancılar daha hızlı çalışıyor, çok ürün topluyor , ücretleri de pale emekçilerine göre biraz fazla oluyordu. Yani dönem hesap dönemiydi.

Mezopotamya’nın ucsuz bucaksız  arazilerine makine girmeye başlamış oluyordu sessiz sedasız. Tarımsal alanda yaşanan makineleşme dönüşümü, her şeyi değiştiriyor, insanları işsiz bırakıyordu.Ürün toplamak için artık eskisi gibi insan gücüne ihtiyaç kalmıyordu.

En trajik olanı  makineleşme artıkça, kısa sürede paleler, tırpancılar giderek azaldılar, zamanla hiç görünmez oldular.

Duvar yazılarında kalan direniş sloganı dışında her şey zaman içinde değişti.

Bu nedenle büyük bir dönüşüm yaşandı o yıllardı. Tırpan henüz hayatımızda iken traktör, biçer ve mercimek hasadı yapan makineler devreye girdi.

Ne oldu o kadınlara, tırpancılara, nereye gittiler?

Çoğu pali zamanlarının tekrar geleceğini düşünerek, vakitlerini dört duvar arasında geçirdiler ve uzak diyarlara mevsimlik ırgat olmak zorunda kaldılar. Anılar biriktirdiler, paliyi özlediler, ama son tahlilde Çukurova’ya pamuğa, İç Anadolu’ya pancara, Karadaniz’de fındığa gittiler.

O yıllar dönüşüm yıllarıydı. Köyün kentlere akın ettiği, kentlerin hızla makineleştiği yıllardı.  Her kentte takvim farklı işlese de sonuçları hemen hemen aynı olurdu. İşsiz geniş yığınlar ve yeni üretim biçimleri çıkardı ortaya.

Şimdi pali zamanı gelişmiş makinelerin dişleri arasında geçiyor. Biçerdöverler  tarlaya girdi mi, hızla ilerliyor, arkasından birkaç işçi işleri görerek, pali zamanını kısa sürede noktalıyor. 

O günlere, geçmişe dair anılar, görüntüler zihnimde canlanırken, güneşin yakıcı, kavurucu sıcağını tekrar yaşar gibi oluyorum. O yıllarda sarı sıcakta, çıplak arazide pali yaparken nefeslemek için verilen kısa molalarda sığınacak hiçbir gölge yoktu, bu nedenle elle yolma işi yapan paleler , tırpancılar   dirgen,tırmık  ve tırpan başlıklarına geçirilen mercimek yığınının paha biçilmez gölgesinde kısa  molanın ne kadar keyifli ve kıymetli olduğunu ancak o yıllarda pali yapanlar bilebilir.O küçücük gölge bile insana müthiş bir dinginlik katar, dayanma gücü verirdi.

Bu gün ise durum çok farklı olsa da, o küçücük gölgenin varlığının sürüyor olması ilginç geliyor insana. Mezopotamya yıllar içinde modern tarımla tanışsa bile, eskinin hükmü yoksullar için sürüyor.

Sanırım ilginç olan da bu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s