İniyê Serebî…

Bir çeşmenin anlattıkları…

Çocukluk ve gençlik yıllarımın geçtiği Siverek 1954 yıllarına kadar belediye olduğu halde su dağıtım şebekesine sahip  değilmiş.  Evlerde su dağıtım şebekesi olmayınca, halk su ihtiyacını derelerden, kuyu ve bazı doğal su kaynaklarından karşılarmış. Her köşe başında bir çeşme olmasa da önemli birkaç çeşme ve kuyu kentin hayata tutunmasını, zamana inat bu günlere gelmesini sağlamış.

Siverek’i görenler bilir. İlginç bir imar planına sahip. Kentin tam ortasında Asur/Sümer/Hitit Dönemlerinden kalma bir kale var. Kale diyorum ama aslında bir yerleşim yeri. Hükmedenlerin, asilzade  ve askerlerin kaldığı bir kent devletinin yönetim yeri. Dört kattan oluşuyor. En üste tahmin edileceği üzere yöneticiler oturur, orta katlarda yöneticilerin aileleri, en altta ise asker ve köleler yaşıyormuş.

Kalede kaç kişi yaşamış, ne kadar süre ile buralarda varlığını sürdürmüş konusu biraz karanlık. Bu konuda ilgi ve belge oldukça az. Araştırma yapan, üzerinde çalışan bilim insanı yok gibi. Yerel tarihçiler ve sözlü anlatım geleneğinden kalan bilgilerle bu güne gelinmiş. Çok abartı değilse kalenin  6-7 bin yıllık bir geçmişinin olduğu tahmin ediliyor. Bilimsel veriler Asur ve Sümer Dönemini işaret etse de elde ciddi veriler yok. Olanlar ya yok edilmiş ya da kaybolmuş. Kitabeler, çıkan buluntular maalesef kayıt altına alınmamış.

Yazımın girişinde belirtiğim gibi, kale üç dört kat olunca, yapının su ihtiyacının karşılanması önemli oluyor. Kalenin hemen yanı başında bulunan dere aynı zamanda hendek olarak kullanılmış ve su ihtiyacının bir kısmını karşılamış. Bu gün halk arasında Esmer Çayı Deresi olarak bilinen ve artık üzeri kapatılan, yağmur sularıyla beslenen dere o dönemin önemli su kaynaklarından biridir diye düşünüyorum, başka kaynak ise kentin kuzeyinden bazalt taşlarla yapılan ve adına Sereb verilen su kanallarıyla yer altından getirilen su. Bu su, kentte bulunan birkaç kuyuyu besliyor. Bu kuyulardan biri hala var olan Kanlı Kuyudur. En az 400 yıl bir geçmişe sahip kuyu varlığını sürdürüyor.  Keza Kanlı Kuyu’nun güneyine düşen ve daha alçakta olan iki önemli su kaynağı daha var. Biri kaynak başında imar edilen ve adı bu nedenle Sulu Camii olan mabedin avlunda zeminden birkaç metre derinde olan kaynak , diğeri ise halen ayakta olan İniyê Sereb’i,yani Sereb Çeşmesi. Her ikisi de toprak zeminden birkaç basamak aşağı da imar edilmiş. Yine kalenin kuzey batısına düşen ve halk arasında Kışla Çeşmesi ‘de aynı şekilde zeminden biraz daha derinde inşa edilmiş. Bu su kaynak ve çeşmelerin kalenin imar edilmesiyle alakalı  olarak günümüze ulaştığını söylemek mümkün. Su kaynaklarının kalenin çevresinde olması kalenin dışında da yoğun bir yerleşim olduğunu göstermesi açısından önemli. O dönemin özgün koşulları göz önüne alındığında bu su kaynaklarının hayati olduğu anlaşılıyor.

Bu su kaynakları içinde öne çıkan, halen gizemini koruyan ve halk arasında İniyê Serebi olarak bilinen Sereb Çeşmesi oldukça ilginç bir geçmişe sahip.

Adına şiirler yazılan, stranlar söylenen çeşme kalenin güneyinde yer altında inşa edilmiş. Çeşmenin ne zaman, kimler tarafından yapıldığı bilinmese de yapısının kaleyle birlikte anılıyor olması Hitit Dönemini çağrıştırıyor.  İniyê Sereb’in taşları incelediğinde üç kez  onarım geçirdiği açıkça görülüyor.  Çeşmenin kemerlerinin en alt kısımlarında bazı taşlarda ilginç bir doku var. Kitabe gibi ama çok belirgin değil.. Bu tamamıyla bazalt taşın kendi dokusu da olabilir. Yani araştırmaya muhtaç bir durum var ortada. Bu gün kaderine terk edilen çeşmenin asırlardır aktığı söyleniyor. Yaşlıların kimisi 200 yıllık diyor, kimisi daha eski. Yani elde bir bilgi, belge yok. Her şey sözlü tarihin ürünü. Doğru da olabilir, bir şehir efsanesi de.

Sereb  Çeşmesi’nin suyunun nereden aktığı bilinmemesi çeşmeyi önemli kılıyor.  Yaz kış akan suyun sırrı ise isminde saklı. “Sereb” Zazaca  yer altında, toprak yüzeyine yakın  inşa edilen su kanalı anlamına gelir. Yani boru yerine bazalt taşlardan örülerek oluşturulan kanallara Sereb denilir. Su yolu, kapalı ark anlamında da kullanılır.

Bu nedenle  çeşmenin suyunun sereble kalenin altından geldiği düşünülüyor. Suyun aktığı yol yani sereb  ise kalenin altına doğru ilerliyor ve bilinmezlik içinde kayboluyor. Geçmiş yıllarda Kışla Çeşme’sine yakın bir yerde yol çalışması sırasında kemer ve bazalttan örülen tünellerin çıkması da ilginç. Sanki  birbirinin devamı gibi. .

Bu gün bile aktif olarak akan ve artık çevre evler arasında sıkışan Sereb Çeşmesinin varlığı birkaç meraklının dışında pek bilinmiyor. Oysa bu çeşmenin gizi aynı zamanda kalenin de geçmişini aydınlatabilir. Keza aynı durum Kışla Çeşmesi’nde de söz konusu. O suyun da nereden, nasıl aktığı belli değil. İşi daha da ilginç kılan ise İniyê Sereb ‘e 150 metre yakında bulunan, Hititlerden kalma yer altı hamamı. Çocukluğumda bizzat gördüğüm bu hamamda sürekli akan bir su vardı. Duvarlarında yazıtlar ve aslanlı bir çeşmeyi andıran bazalt taşlar zihnimde hayal  mayal yer alıyor. Yer altı Hamamı 1980 sonrası harabe oldu, kaderine terk edildi ve bir süre sonra betondan bir yapıya dönüştü. Bu gün yeri belli ama artık tarihsel özelliğini kaybetmiş özel bir mülkiyet.

Ayrıca çocukluk yıllarımda bu günkü Sereb Çeşmesi’nin önünde uzanan bahçeler vardı. Bahçeler hem çeşme suyunun, hem de kentin ortasından akan dereden elde edilen suyla sulanırdı. Marul, soğan, maydanoz, ıspanak vb. sebzeler yetiştirilir, kent bostanları kültürü canlı tutulurdu. Zamanla kent nüfusu artınca dere pis suya döndü ve 1974-75 yıllarında üzeri kapatıldı. Marul bahçeleri de bir süre sonra imara açılarak, yerinde beton evler yapıldı.

Yani geçmişin izleri bir bir kayboldu, yıktırıldı, yıkıldı. Kale bir toprak yığınına, Sereb Çeşme çöplüğe döndü. Kale, yer altı hamamı ve yerin bir kaç metre derinliğinde inşa edilen çeşmeler, kuyular Siverek’in altında farklı yapı ve tünellerin olabileceğini işaret ediyor. Bu bir farazi değil, güçlü bir ihtimal. Mevsimsel faktörler, asırlar boyu süren savaş güzergâhı ve güvenlik,  yer altı dünyasını zorunlu kılmış olabilir.

Yıllardır Siverek dışında yaşadığım halde, şehri sık aralıklarla ziyaret ederek havasını teneffüs ediyor, eski sokaklarında geçmişin izlerini görmeye çalışıyorum.  Dokunduğum her taş, yol aldığım her sokak bana başka başka anıları hatırlatıyor.  Bu çerçevede uzun yıllar sonra yeniden İniyê Sereb’ı ziyaret ettim. Yıllar önce ellini yüzünü yıkayan kişiyi aynı yerde yeniden fotoğrafladım. 

Benim için hem hüzün, hem de sevinç nedeni oldu. Çeşmenin kaderine terk edilmesi zoruma gitse de, zamana direnmesi beni sevindirdi. Sereb Çeşme’si mevsimin kurak geçmesine rağmen halen 35 yıl öncesi gibi akıyor.

Bir an çocukluğuma gittim, Sereb Çeşme’nin çevresinin boş olduğu yıllara gittim. Hüzünlendim, taşlarına dokundum, takalarında ışığı aradım.

Ama artık çeşme yorgun ve bitkindi ve sanki birileri beni keşfetsin, çevremde bulunan evleri kamulaştırıp, yıksın ve önümü açsın diye fısıldıyordu kulağıma… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: