Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About ŞeyhmusÇakırtas

Işığın rotasında bir yolcuyum. Elimde işe yaramayan iki diploma, ferman tarzında göksüme asılı KHK belgesi ve ucuz sayılan bir iki fotoğraf makinam var. Değişik düşüncelere, dünyalara yolculuğu seviyorum. Kural, kaideleri çok sevmem, ama ilkesiz de yaşamam. Fotoğraf ve yazı peşinde ki yolculuğum henüz orta okul sıralarında başladı. Yıllardır da devam ediyor. Henüz iyi bir fotoğraf emekçisi olamadım, ilk göz ağrım bir kitabım var. Aynadaki Zamandan/İzler adlı kitabım aynı zamanda fotoğraf ve kalemle uğraşımı anlatıyor. İnsanların hikayesini, fotoğraflarını okuyucuya ulaştırmaya çalıştım. Hayatımın en iyi karesi yakalamak için gezmeye, o anı dondurmaya, kalemi oynatmaya çalışıyorum. Mutlaka bulacak, Kaf dağında olsa da fotoğraflayacağım diye düşünüyorum. Belgelemek, yoksul ve yoksunların duygularını ölümsüzleştirmek hoşuma gidiyor. Sokakları seviyorum, insanları, değişik kültürleri, tarih ve doğayı seviyorum. Bir de sevmediğim bir şey var. Saydıklarıma tezat olan, yıkan ve yok eden savaşı hiç sevmiyorum... Bu yolda bana destek olmanızı istiyorum. Destek derken yazdıklarımı okuyun, fotoğraflarımı inceleyin, hesabımı takip edin ve beni acımasızca eleştirin... Hatta siz de fotoğraflayabilir, yazabilir ve blogumda yayınlaması isteyebilirsiniz. Sizinle canlı bir ilişkilenme sağlayabilirsem, mutlu olacağımı, çok şey öğreneceğimi biliyorum... Hepimize selam ve saygılarımla..

Organize olmuş kötülük ve kalbi iyilik…

İyi ve kötü iki zıt kavram olmasına rağmen, insan her ikisini bünyesinde taşır; zaman,mekan ve koşullara bağlı olarak bazen iyi, bazen de kötü harekete geçerek yaşamın zikzaklarını oluşturur, hayatın doğası gereği varlığını korur.

Ama insan içinde ki kötülüğü örgütleme ,organize etmeye yeltendiğinde, insan artık insan olmaktan çıkar, adeta farklı bir yaratığa döner.

Çünkü organize olmuş kötülük, insanlık için en büyük tehlikedir. Tarihin karanlık dehlizleri bu örneklerle doludur…Savaşlar, göçler, kıtlıklar kötülüğün eseri olarak tarihe kalın harflerle yazılmıştır.

Aslında geçmişe de gerek yok. İçinde bulunduğumuz an, kötülüğün en organizeli zamanıdır. Her yerde, her mekanda, her koşulda kötülük mevcudiyetini korumakta, yaşama hükmetmektedir.

İnsana, topluma, doğaya yani genel olarak bütün varlıklara zarar verme eğilimi kötülük olarak tanımlanır. Mesele şudur. Kötülük insanla beraber hayat bulmuş, varlığını bütün dönemlerde korumuştur.

Bu gün kötülük daha büyük bir etki ve güçle varlığını sürdürmektedir.

Hatta kötülük,  milyonların zihninde kötü bile değildir artık. Çünkü kötü organize olduğunda iyi bir yüze, albeni olan bir kavrama ve cazibesi olan bir cinse dönüşmüştür.

Bu gün hayatımızda olan onlarca alışkanlık kötünün örgütlü halinin yansımasıdır. Kötüdür ama bize iyidir.

Yığınca örnek hayatımızı sarmalamıştır.

Basitten karmaşığa doğru ilerleyen kötülük istisnasız her yerde baskındır ve iktidardır.

Karamsar olmak için değil ama gerçek bundan ibarettir, bilmek gerekiyor.

Kötü korkunç bir örgütlenme ağına sahipken, iyi organize olmaktan oldukça uzak kalbi düzeydedir.

Bu gün yeryüzünde insana, doğaya, canlılara zarar vermek için devasa örgütler varken, iyiliğin örgütlendiği kurum sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Dünyadaki ordular savaş dışında hazır kıta beklerken, açlık milyonlarca çocuğu öldürebilmektedir. Milyonlarca askerin harekete geçtiği savaşların yıkıcı kısmından bahsetmeye gerek bile yok. Savaş kötülüğün en organizeli halidir.

Savaş iyilik barındırmaz ve yıkıcı olmaktan başka da bir işe yaramaz.Bu yazının yazıldığı saniyeler içinde, dünyanın dört bir tarafında silahlar patlamakta, insanlar hayatlarını kaybetmekte,doğa yok olmakta, yoksulluk, yoksunluk giderek artmaktadır.

Bu kötülüğün organizeli halidir.

Her yerde, ama her yerde durum budur. Kötülük güçlüdür, yok edicidir, yıkıcıdır.

Kötülük varlığını iyiye borçludur. Çünkü iyi ne güç peşindedir, ne de yıkıcı araçlara sahiptir,

İyi, insan yüreğinin titreyen enerjisidir.

Güçsüzdür ama olağanüstü etkileyicidir. Küçük bir etkileşim bir anda kelebek etkisi yaratır,yeryüzündeki  kapkara bulutları dağıtabilir. Gücü kendisinde saklıdır.

Görünmez bir enerji, güzellikler yaratan bir dokunuştur. Organizeli kötülük ise kaba saba ve fiziksel güçle ilişkilidir.

İyilik ise tılsımlı sözcüklerin ahengidir. Şiirdir, romandır, sanattır…Omuz omuza çekilen halay, paylaşılan lokmadır.

İyi kalbidir, sihirli bir dokunuştur,paylaşmaktır, acıları hissetmektir. Yoksulluğa, yoksunluğa başkaldırıdır…

İyilik insanidir…

Yemen ve Suudiler arasında süren savaş, çatışma ve kaotik ortam insanları aç bırakıyor, hastalıklara davetiye çıkarıyor ve göç etmelerini dayatıyor.

Bir aile, bir fotoğraf.

Her fotoğrafın bir hikayesi var. Fotoğraf çekerken insanların hikayelerini anlatmasını istemem. İşi doğal seyrine bırakırım. İsterim ki çektiğim fotoğraf yaşanan hikayeyi anlatsın.

Genelde yöntemim budur.

Bu fotoğrafı Van’ın ünlü Peynir Pazarına giden ara sokaklarda 2013 yılında, sabah saatlerinde çektim. Sanırım Van ve yöresini tanıyan, burada ki sosyal dokuyu bilenler fotoğrafın ne anlattığını anlamışlardır.

Ama Mezopotamya Kültürüne, tarih ve yapısını yabancı birisi için bu fotoğrafı yorumlamak güç olabilir.

Bu nedenle anlatmak daha iyi olur diye düşündüm.

Bir pazar günü daha rahat fotoğraf çekmek için Van Sokaklarındaydım. İnsan Van’a gelince önce otlı peynir pazarına uğrar.
Ben de öyle yaptım. Ara sokaklardan geçip pazara varayım derken, kapalı bir dükkanın önünde yaşlı bir amca, genç bir kadın ve tedirgin iki sevimli çocuk. Bu görüntülere alışkın birisi olsam da deklanşöre baktım. Rahatsızlık vermemek anacıyla amcaya selam vererek açık dükkanlara doğru fotoğraf çekmeye başladım.Fotoğraf çekiyordum ama gözüm kulağım, dükkan önünde bekleyen aileydeydi. Uzun süre çevrelerinde dönüp dolandım. Çocukların mızmızlıkları ve ara sıra amcanın çocuklara kızmaları dışında bir dialog yaşanmadı.Kadın gelini olmalıydı. Arada ki mesafe ve hafifçe sırtını dönmesi, çocukları susturmaya çalışmasından anlaşılıyordu. Kırsalda yaşayan Kürt ailerde bir adet var. Gelin,gelin olarak geldiği evin büyüğü olan kayınbabasıyla evliliğin ilk zamanlarında konuşmaz. Meramını el kol ve baş işaretleriyle anlatır. Belli bir süre böyle geçer. Sonra kayınbabasının elini öper ve kayınbabasıyla artık konuşmaya başlar. Kayınbaba da geline elini öptüğü için para ve hediye verir. Bu gelenek kentlerde yok denecek kadar azdır. Ama köylerde halen bazı ailerde yaşam buluyor.

Bu fotoğrafta olduğu gibi…

Yıl 2019. Aradan 6 yıl geçti. Bu fotoğrafta ki sosyal doku halen varlığını koruyor. Koruması da normal. Bu ne bir gerilik, ne de bir ayıp. Köy toplumunun süre gelen gelenek ve göreneği…Kendine has bir kültürel doku.

Belki yakın zamanda yok olacak ama yerine başka davranış ve gelenekler yerleşecek.

İktisat bitap düşürür.

Hayatımızın bütün aşamalarında etkili olan ekonomik faaliyetler ya da para, bu günlerde oldukça sık gündeme geliyor. Döviz bir iniyor, bir yükseliyor. Keza faizler, borsa, altın hareketli günler yaşıyor. İşsizlik , enflasyon, ekonomide ki daralma  her kesi kaygılandırıyor, uykularını kaçırıyor… Özellikle de işsizlik…Reel yaşanın en yakıcı meselesi.

Çünkü işsizlik sadece biriyi değil, çevresinde ki herkesi etkileyen bir mesele.

Peki ne oluyor?

Bu olağandışı hareketlenmelerin sebebi nedir; durup dururken, vatandaşın  parası neden eriyor, alım gücü neden düşüyor, issizlik neden yükseliyor?

İktisat bilimi oldukça soğuk ve duygulardan uzak bir disiplindir.İktisat bahsi geçince çoğu insanın yüzü buruşur ama herkes bir şekliyle ilgili yaşar , şu ya bu şekilde ekonomi üzerinde kafa yorar. Yani iktisadi faaliyetler  ve para  çok karmaşık ilişkiler yumağı olarak yaşantımızda önemli bir ağırlığa sahiptir. Hatta dinilebilir ki  herkesi  ama herkesi derinden etkileyen,insan beyninin sınırlarını zorlayan bir güce ve etkiye sahiptir. Tıpkı ilahi bir güç gibi insanların hayatını yönlendirir, şekillendirir ve zaman zaman da darmadağın eder..

Bu karmaşık ve soğuk kavram üzerinde çalışmak, faaliyetlerini yazmak, gidişatı yorumlamak, anlamak zor bir durumdur.

İktisadın ne şiirsel bir etkisi var, ne de edebi bir tarafı.

 Duygusuz ve kasvetli.

Hep tetikte, gergin ve yıkıcı.

Hatta hayalet gibi.

Her yerde karşımıza çıkıyor, bir karabasan gibi üzerimize çökebiliyor.

Borsa görüntülerini görmüş ya da izlemişsinizdir. Devasa salonlarda sürekli telefonla konuşan, komut veren,bilgisayar başında işlem yapan , grafiklerden gözlerini alamayan onlarca insanın karmaşası ekonomi hakkında yeterli bilgiyi veriyor sanırım.

Aslında olayı drametize etmeden meseleye girmek istiyorum ama işi bir türlü rayına koyup, yazamıyorum. Oradan buradan bilgiler beynimde birbirine çarpıp duruyor.Düşündükçe başıma ağrılar giriyor ve darmadağın oluyorum.

Bir mesele bu kadar mı çetrefilli olur.

Gerçekten de öylesine karışık ve çok boyutlu ki öngörüde bulunmak, gidişatı anlatmak çok zor. 

Ama bir de yaşamın gerçekliği var. Herkesin gördüğü, etkilendiği yaşamın kendisi var.

Çarşı pazar, evde mutfak var.

Reel olan göstergeler var.

Geçen yıla göre o kadar çok farklılık var ki, insan ister istemez kaygılanıyor. Artan fiyatlar, işsiz kalanlar, iş yerlerini kapatanlar, borçlarını ödeyemeyenler liste uzayıp gidiyor.

Rakamların soğukluğu, reel yaşamın yakıcılığı ortada.

Nasıl mı?

Sadece bir gün işsizliği ve yoksulluğu yaşayın, parasız sokağa çıkın bakın nasıl bir sonuç çıkıyor?

Sadece bir gün deneyin.

Sarsılacaksınız.

Mesela kimse size yemek vermeyecek, toplu ulaşım araçlarını kullanmanız imkan dâhilinde olmayacak. Çocuklarınıza harçlık veremeyecek, ihtiyaçlarınızı sürekli bastırmak zorunda kalacaksınız.

Gün boyu bitap düşecek, eve döndüğünde aile bireylerinin de aynı durumda olduğunu göreceksiniz.

Tabii gerçekte böyle bir deney mümkün olamayacağı için bitap düşen siz ve aileniz değil, yine yoksullar, işsizler, fakir fukara olacak…

Yani ekonominin kötü yönetilmesinin cezasını yine yüzbinlerce kişi çekecek.

Neyse yazıyı okumak isteyenler için rakamların soğukluğuyla bitirelim…

“Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, 2019 yılı Mart döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 334 bin kişi artarak 4 milyon 544 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 4 puanlık artış ile yüzde 14,1 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 4,2 puanlık artış ile yüzde 16,1 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 7,5 puanlık artış ile yüzde 25,2 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 4 puanlık artış ile yüzde 14,3 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 704 bin kişi azalarak 27 milyon 795 bin kişi, istihdam oranı ise 1,7 puanlık azalış ile yüzde 45,4 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 240 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 464 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin yüzde 17,3’ü tarım, yüzde 19,7’si sanayi, yüzde 5,5’i inşaat, yüzde 57,4’ü ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,4 puan, inşaat sektörünün payı 1,8 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,1 puan arttı. Sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı ise değişim göstermedi.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52,9 olarak gerçekleşti

İşgücü 2019 yılı Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 630 bin kişi artarak 32 milyon 339 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 52,9 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,1 puanlık azalış ile yüzde 71,7, kadınlarda ise 1 puanlık artışla yüzde 34,4 olarak gerçekleşti.

Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,9 olarak gerçekleşti

Mart 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,5 puan artarak yüzde 33,9 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puan artarak yüzde 23,1 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı yüzde 46,0, işsizlik oranı yüzde 13,7 oldu

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 72 bin kişi artarak 28 milyon 146 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,1 puan artarak yüzde 46,0 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 68 bin kişi artarak 4 milyon 487 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,1 puan artarak yüzde 13,7 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,1 puan artarak yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 5 bin, inşaat sektöründe 53 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 94 bin, hizmet sektöründe 37 bin kişi arttı.”

Kaynak: Haberturk… �y����E

Zulamda ki fotoğraf

Adıyaman merkezde bulunan tarihi Tuz Hana yakın, Demirciler Çarşışında bir kaç yıl öncesine kadar , bir ayakkabı tamircisi vardı.. Son yıllarda göremiyor olsam da yeri boş duruyor.

Yaz kış taş duvarın dibinde, açık havada kurduğu tezgahında çalışır, ayakkabı tamir ve boya işleriyle uğraşırdı. Adıyaman’ a her gittiğimde onu yerinde  bulur, biraz daha omuzlarının çöktüğünü, yüzündeki yorgunluğun arttığını görürdüm. Kaçak tütünden sardığı sigarasını derin derin çeker, elindeki işine bakardı.

Öylesine derin ve mahzun bakar ki, insan ister istemez duygulanır, içi acırdı.Yılların ağır yükü altında ezilsede  işini asla savsaklamaz, sürekli çalışırdı.

Görünüşüne bakılırsa Kaviydi. Zihnim beni yanıltmıyorsa, Adıyaman’da dağlık bölgede yaşayan aşiretlerin geneline Kavi adı verirlerdi. Erkekleri genellikle gür bıyıklı olan Kaviler, tütün ekimi işleriyle uğraşır,tütün satarlardı…

Adını bile bilmedeğim ayakkabı tamircisi erkenden tezgahını açar, köyden gelen tütüncülerin, esnaf ve müşterilerin ayakkabılarını boyar, eskimiş ayakabıları tamir ederdi.

Tek işi buydu. Bütün hayatı eski ayakkabılara hayat vermek, tekrar tekrar giyilmesini sağlamaktı. Beyazlaşmış sakalı, kırış kırış olmuş alnı ve yüzünde derin ifade onu herkesten farklı kılıyordu.

Bir kaç yıldır yerinde yeller esiyor.Oysa hikayesini yazmak istiyordum. Bir kaç denememe rağmen, pek konuşmak istememişti. Ben de çok üstelememiş, olayı seyrine bırakmıştım.

Yanlış yapmışım. Keşke daha derinlikli sohbet edebilseydim.

O derin bakışların arkasında ki acıları, yaşanmışlıklarını dinleyebilseydim…

Dinleyemedim. Fotoğrafı bana yadigar kaldı.Bir gün hikayesini zulamda sakladım…

Zaman aktı böylelikle.

Kimdi, nerdeydi, yaşıyor muydu?

Artık fotoğrafın izini sürme zamanı geldi. Onu bulacak, yaşamasa bile hikayesine ulaşma niyetindeyim. Belki bir evladı, akrabası ve çevresinden birisi bana hikayesini anlatır, fotoğrafını alıp, duvarına asar.

Bir iz, bir adres lütfen.